PAYLAŞ

Multipl Skleroz

Bu makale 102669 kişi tarafından görüntülenmiştir.

MULTİPL SKLEROZ

Kısaca MS (okunuşu EmEs) diye bilinen Multipl Skleroz merkezi sinir sisteminin otoimmün bir hastalığıdır (1),(2). Başka bir deyişle MS hastalığı “nöroenflamasyon” ya da “Leaky Brain” olarak tanımladığımız hazırlayıcı bir süreç sonrasında ortaya çıkan merkezi sinir sisteminin kronik enflamatuvar bir hastalığıdır (3),(4). Birkaç ay önce Nöroenflamasyon/Leaky Brain hakkındaki bir yazımızı sizlerle paylaşmıştık. MS’in yanı sıra diğer bütün kronik enflamatuvar etyolojili nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların altındaki ortak sebebin de yine nöroenflamasyon olduğuna bir kere daha dikkatinizi çekmek isteriz. Konuyu daha iyi anlayabilmek için bu makalemizi okumadan önce bu konuyla ilişkili olan Leaky Brain/Nöroenflamasyon başlıklı yazımızı okumanızı öneriyoruz.

Merkezi sinir sistemi dediğimizde beyin, omurilik ve kranial sinirleri ifade ediyoruz. Bu yapıların etkilenmesi sonucunda hastalarda hareket ve/veya duyularla ilgili değişik şikayetler ortaya çıkabilmektedir. Yürüme, konuşma, denge sorunları, vücudun değişik bölümlerinde uyuşukluk veya kuvvetsizlik, idrar sorunları, bulanık görme, çift görme gibi değişik görme şikayetleri, baş dönmesi, cinsel işlev bozuklukları, ağrı vs. gibi birçok farklı nörolojik şikayet MS hastalığının belirtisi olabilmektedir. MS kronik bir hastalık olduğu için bir süre sonra bu hastalarda konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık gibi bilişsel bozulmalar ve depresyon da görülebilmektedir. Yorgunluk, bazı MS hastalarında görülen önemli şikayetlerdendir. MS’te ortaya çıkan yorgunluk olağan dışı, aşırı bir yorgunluktur ve bazen MS atağının tek belirtisi olarak karşımıza çıkabilmektedir.

İstatistiklere göre tüm Dünya’da 2.5 milyon MS hastası mevcuttur. Ülkemizde ise kırk bin civarında MS hastası olduğu ifade edilmektedir. MS sıklıkla 20-40 yaşları arasında başlamakta ve daha çok kadınlarda görülmektedir. 15 yaşından önce ve 60 yaşından sonra hastalığın başlama olasılığı daha düşüktür. İstatistikler bu hastalığın kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha fazla görüldüğünü işaret etmektedir. MS’in kadınlarda daha sık görülmesi aslında yalnızca bu hastalığa has bir durum değildir. Zira MS dışındaki diğer otoimmün hastalıkların da kadınlarda daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bunun sebeplerini otoimmün hastalıklarla ilgili olarak yazdığımız diğer yazılarımızda ele almıştık. Konunun uzamaması için bu yazımızda daha fazla detaya girmeyeceğiz. 

MS’teki temel sorunun bağışıklık sisteminin merkezi sinir sistemi hücrelerine zarar vermesi; ya da başka bir deyişle “nöroenflamasyon” ve “otoimmünite” olduğunu yukarıda söylemiştik. Nöroenflamasyon Kan Beyin Bariyerinin geçirgenliğini moleküler seviyede bozan hazırlayıcı bir süreçtir. Kan Beyin Bariyeri merkezi sinir sistemi yapılarını zararlı etkilerden koruyan çok önemli bir yapıdır. Bu bariyerin geçirgenliğinin bozulması beyin ve omurilik yapılarının zararlı dış tehditlere karşı savunmasız kalması anlamına gelir. Bağışıklık sistemi hücrelerinden olan T lenfositleri normal şartlarda kan beyin bariyerini geçemezken bu bariyerin geçirgenliğinin bozulması durumunda T hücreleri merkezi sinir sistemine girer ve bu dokularda enflamasyonu artırır (nöroenflamasyon). Bunun sonucunda sinir hücrelerinde ödem ve tahribat ortaya çıkar. Bağışıklık sisteminin sinirlerin yapısında bulunan myeline zarar vermesi “demyelinizasyon” olarak adlandırılır ve bunun sonucunda MS bulguları ortaya çıkar.

Myelin sinir liflerini çevreleyen ve koruyan yağlı bir dokudur. Myelinin harap olması sinir hücrelerinin sinyal iletimlerini bozar ve merkezi sinir sistemi işlevini sağlıklı bir şekilde yerine getiremeyecek bir duruma gelir. Myelinin işlevini daha iyi anlatabilmek için bir benzetme yapalım: Gözünüzün önüne bir elektrik kablosu getirin. Kablo ince bakır tellerden ve bunların dışındaki plastik bir izolasyon kılıfından oluşur. Dıştaki izolasyon, kablonun içinden akan elektriğin kısa devre yapmasını engeller. Sinirleri de bir elektrik kablosuna benzetebiliriz. Sinirler de tıpkı elektrik kabloları gibi iletken liflerden oluşur. Bu iletken kısma “akson” adı verilmiştir. Aksonların sağlıklı işlev görebilmesi için etrafında izolasyon görevi yapan kılıfa da myelin adını veriyoruz. MS hastalığının başlangıcında bağışıklık sisteminin zarar verdiği ana yapı miyelindir. Ancak hastalığın süresi uzadıkça ve harabiyet ilerledikçe sinirin akson olarak adlandırdığımız iletken kısımlarında da tahribat ortaya çıkmaya başlar. Bağışıklık sistemi myelin ve diğer sinir yapılarına zarar verdikçe tahrip olan yerlerde bir çeşit yara dokusu (skar) meydana gelir. Yaralanmış olan bu bölgelere “plak” adı verilmektedir (5). Yapılan MR tetkiklerinde beyin veya omurilikte bu plakların görülmesi MS için tipik bir bulgudur (demyelinizan MS plakları).

MS’in klinik tablosu çoğunlukla ataklar ve “remisyon” dediğimiz düzelme periyotlarıyla seyreder. Şikayetlerin ve hastalık tablosunun seyrine göre MS hastalığı 4 farklı klinik gidişle seyredebilmektedir. Bu farklı klinik tabloların ne şekilde seyrettiği aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Tüm MS hastalarının %87’si ataklar ve düzelmelerle seyreden tiptendir (Relapsing Remitting/RRMS). MS atakları sırasında hastalığın belirtileri günler içinde artarak devam eder ve genellikle 2-6 haftalık bir süre içinde de klinik bulgular düzelir (remisyon). Şikayetler tamamen ortadan kalkabileceği gibi atakların %40 kadarında ise nörolojik bulgular kalıcı olabilmektedir (sekel). Bu sekellerin bir kısmı günlük yaşamı olumsuz etkilemezken bir kısmı ise yaşam kalitesini bozabilecek kadar ağır olabilmektedir.

MS’in sık görülen belirtileri nelerdir?

MS ile ilişkili olabilecek elliden fazla nörolojik belirti vardır. Bu belirtilerin en sık görülenlerini aşağıda sıralayalım: 

  • Görme şikayetleri MS hastalığının ilk bulgusu olarak ortaya çıkabilmektedir. Bulanık görme, çift görme ve göz hareketlerinin koordinasyonunda bozukluk gibi şikayetler görülebilmektedir. Görme ile ilgili şikayetler optik sinirdeki (görme siniri) enflamasyon ve “optik nörite” bağlı olarak ortaya çıkar.
  • MS hastalarında yaygın görülen bir diğer şikayet ise olağan dışı, aşırı yorgunluktur.
  • Duyusal belirtiler: Yüzde, kollarda ya da bacaklarda uyuşma, karıncalanma, keçeleşme gibi duyusal belirtilerin yanı sıra MS hastalarında bazen ağrı şikayetleri de görülebilmektedir.
  • Motor belirtiler: Yüzde, kolda, bacakta kuvvet kaybı, ince hareketlerde beceri kaybı
  • İdrar ve bağırsak sorunları: İdrar kaçırma veya idrar boşaltma sorunu ve kabızlık gibi şikayetler MS hastalığının bulgusu olabilmektedir. 
  • Cinsel işlev bozuklukları
  • Titreme (tremor) ve diğer hareket, koordinasyon bozuklukları
  • Baş dönmesi ve denge sorunları
  • Depresyon
  • Hafıza sorunları
  • Konuşma bozuklukları
  • Uyku sorunları
  • Baş ağrısı
  • Epileptik nöbetler

MS tanısı nasıl konur? 

Beyin ve omuriliğin MR tetkiklerinde MS’e özel bir bulgu olan “demiyelinizan plakların” görülmesi tanı için kıymetlidir. Bazı MS hastalarında bulgular çok silik olabilmektedir. Bulanık görme veya çift görme gibi şikayetler hastaların yegane bulgusu olabilmektedir. Vizuel uyarılmış potansiyel (VEP) adı verilen bilgisayarlı basit bir test ile görme yollarındaki sinirlerin iletim hızlarının ölçülmesi MS tanısı için kıymetli ipuçları verebilmektedir. Gerekli olan bazı durumlarda ise belden sıvı alınıp tetkik edilir. MS hastalarının %90’ında belden alınan beyin-omurilik sıvısı (BOS) numunesinde anormal IgG indeksi ve oligoklonal bantlar bulunur ve bu bulgular MS tanısını destekler.

Multipl Skleroz nasıl tedavi edilir?

Ana akım tıp ekolü otoimmün hastalıkların tamamında olduğu gibi multipl sklerozda da hastalığın kökenindeki asıl sebepleri dikkate almaz. Altta yatan hazırlayıcı sebepleri düzeltmek yerine genellikle semptomları baskılayan tedavilere odaklanılır ve bu amaçla bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılır. Halbuki bağışıklık sistemi vücudun savunmasıyla ilgili önemli bir sistemdir. Dıştan veya içten gelen birçok zararlı unsura karşı vücudu koruyan bağışıklık sistemini baskılamanın iyi bir tedavi seçeneği olmadığı apaçık ortadadır. Peki, doğru tedavi yaklaşımı nasıl olmalıdır? Yapılması gereken bağışıklık sistemini baskılamak değil, onu aşırı uyaran ve vücudu kendi hücrelerine zarar verecek duruma getiren faktörleri bulmak ve bunlara yönelik önlemleri almaktır. Birçok otoimmün hastalıkta bağışıklık sistemini aşırı uyaran faktörlerin ortadan kaldırılmasıyla tedavide yüz güldürücü sonuçlar alınabileceğine dair çok sayıda tecrübemiz bulunmaktadır.  

MS hastalığına fonksiyonel ve bütüncül bakış açısıyla yaklaşıldığında tedavi edilmesi gereken asıl unsurun nöroenflamasyon olduğu açıktır. Kronik enflamasyona yol açan her türlü durumun kan beyin bariyerinin geçirgenliğini bozarak nöroenflamasyona da yol açabileceğini yukarıda söylemiştik. O halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Kronik enflamasyon MS’in de içinde bulunduğu birçok kronik nörolojik ve psikiyatrik hastalığın altındaki en önemli sebeplerden bir tanesidir ve bu hastalıkların tamamının tedavisinde bu durum göz önüne alınmalıdır.

Kronik enflamasyona yol açan ve kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini fonksiyonel olarak bozan sebepleri ana başlıklar halinde tek tek ele alalım:

1.Leaky gut (Geçirgen Bağırsak): Geçirgen bağırsak sendromu, kronik uzun süreçli bir klinik tablodur. Bu süreç içerisinde patojen unsurlarla sürekli olarak uyarılan bağışıklık sistemi aşırı duyarlı bir hale gelmektedir. Bağırsak geçirgenliğini bozan her türlü sebebin beyin bariyerinin geçirgenliğini de bozabileceği gösterilmiştir (6),(7). Bağırsaklardan salgılanan bazı moleküllerin kan beyin bariyerinin geçirgenliğine de doğrudan etkide bulunabileceği gösterilmiştir (8). Kronik nörolojik hastalıklarla (nöroenflamatuvar hastalıklar) bağırsak geçirgenliği arasında doğrudan bir ilişki olduğunu gösteren çok sayıda çalışma mevcuttur (9),(10),(11). Aşırı duyarlanmış olan bağışıklık sistemi, bir süre sonra vücudun kendi dokularını da yabancı olarak algılamaya ve değişik organların hücrelerine zarar vermeye başlar. Bu durumda ortaya çıkan hastalıklara “otoimmün hastalıklar” adını veriyoruz. Multipl Sklerozun da bir otoimmün hastalık olduğunu yukarıda söylemiştik. Bağırsak florasının bozulması vücutta histamin artışına da yol açabilmektedir. Histamin kan beyin bariyerinin geçirgenliğini bozan en önemli sebeplerden bir tanesidir (12). Histamin hakkında daha detaylı bilgi edinmek için “Histamin İntoleransı Geçmeyen Bazı Şikayetlerinizin Altındaki Gizli Sebep Olabilir” başlıklı yazımızı da okumanızı öneririz. Yazının linki makalenin sonunda yer almaktadır. 

 

Peki bağırsak geçirgenliği neden bozulur?

Bağırsak geçirgenliğinin bozulmasına yol açan birçok sebep mevcuttur. Şimdi bunları başlıklar halinde ele alalım:

1.Beslenme yanlışları: Beslenme yanlışlarının bağırsak florasını bozarak bağırsak geçirgenliğine ve gıda intoleranslarına (histamin intoleransı, gluten intoleransı vs) yol açtığını biliyoruz (13). Bağırsak geçirgenliğine yol açan en önemli gıda unsurları lektinler, fitatlar, gluten, kazein, laktoz ve basit şekerlerdir. Şimdi bu moleküllerin her birisini ayrı ayrı ele alalım:

Lektinler (Wheat Germ Agglutinin-WGA): Başta tahıllar olmak üzere bakliyatlar, soya, pirinç vs. gibi daha başka birçok gıdada bulunan protein yapısındaki maddelerdir. Az miktarda tüketildiğinde sorun yaratmayan bu madde fazla miktarda ve devamlı tüketildiğinde problem yaratabilmektedir.  Hibrid ve GDO’lu ürünlerde daha fazla lektin olduğunu biliyoruz. Lektin içeren bakliyat ve tahıllar uzun süre suda ıslatıldığında, filizlendirildiğinde ya da fermente edildiğinde bu ürünlerin içindeki lektin ve fitatların önemli oranda azaldığı yapılan araştırmalarda gösterilmiştir.

Gluten: Bağırsak geçirgenliğini bozma potansiyeli taşıyan bir diğer gıda unsuru da glutendir. Glutenin buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan bir protein olduğunu daha önce yazdığımız “Gluten nedir? Hangi Hastalıklara Yol Açar?” başlıklı yazımızda ayrıntılı olarak anlatmıştık. Buğday hem gluten, hem de lektin ve fitat içeren bir besin olması ve yaygın olarak tüketilmesi sebebiyle bağırsak geçirgenliğinin bozulmasına olumsuz etkisi olan en önemli gıda unsurlarından bir tanesidir. Bakteriyel fermentasyon işleminin besinlerdeki fitat, lektin ve gluteni bir miktar azalttığını biliyoruz. Sanayi tipi mayayla üretilen ekmeklerde bakteriyel fermentasyon olmadığı için buğdayın içindeki lektin, fitat ve gluten molekülleri olduğu gibi ve yoğun bir şekilde bağırsaklara girmekte ve bağırsak sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Toplumumuzun beslenmesinde ekmeğin ve unlu mamüllerin ne kadar büyük bir yer tuttuğunu söylememize gerek yok. Tüketilen ekmeğin rafine beyaz un ve sanayi tipi mayayla üretildiğini düşündüğünüzde geçirgen bağırsak, nöroenflamasyon ve otoimmün hastalıklara ait şikayetlerin toplumumuzda ne kadar yaygın olabileceğine dair bir öngörünüz oluşacaktır. 

Süt ve süt ürünleri: Bağırsak geçirgenliğine sebep olabilen bir diğer gıda unsuru da süttür. Doğaya baktığımızda hiçbir canlının annesinin memesinden kesildikten sonra hayatının geri kalanında ana besin öğesi olarak süt tüketmediğini görürüz. Daha da ilginci, doğada hiçbir canlı mecbur kalmadıkça kendi annesinin sütü dışında, başka bir canlının sütünü de tüketmemektedir. Aslında her türün sütü kendi yavrusunun ihtiyacına göredir. Doğada yaşamı boyunca başka bir türün sütünü tüketen tek canlı insandır. Sütte bulunan ve bağırsak geçirgenliğine sebep olan öğeler kazein ve laktozdur. Sütle ilgili bir diğer sorun da sütün moleküler yapısını bozan endüstriyel işlemlerdir. UHT işlemine (Ultra High Temperature- Çok Yüksek Isı) maruz kalan sütlerin moleküler yapısı bozulmakta ve içindeki önemli enzimler yok olmaktadır. Bunun sonucunda süt intolerans yaratma potansiyeli yüksek bir besin haline gelmektedir. Bütün bu sebeplerden dolayı sütü doğrudan tüketmek yerine mayalayarak tüketmenin daha sağlıklı olduğunu, altını çizerek vurgulamak isteriz (yoğurt, kefir ve doğal şirden mayasıyla mayalanmış peynir). Süt mayalandığında maya bakterileri tarafından sindirilerek bambaşka bir ürün haline gelmektedir. Peynir, mayalı bir süt ürünü olarak kabul edilse de maalesef ülkemizde üretilen peynirlerin çok büyük kısmı doğal şirden mayasıyla değil, sanayi tipi mayayla üretilmektedir. Doğal bakteriyel maya kullanılmadığında peynirin içindeki kazein ve laktoz yeterince sindirilemediği için bağırsak sorunlarına yol açarak uzun dönemde sistemik enflamasyonu tetikleyebilmektedir.  

Şeker: Bağırsak florasını bozan ve kronik sistemik enflamasyona yol açan bir diğer gıda unsuru da şekerdir. Basit şekerler ve fruktoz şurubu olarak adlandırılan sanayi tipi yüksek fruktozlu, nişasta bazlı şeker de bağırsak florasının ve geçirgenliğinin bozulmasının altında yatan önemli sebeplerdendir. Şekerin bağırsaklarda patojen bakteri ve kötü huylu maya mantarlarını besleyerek uzun dönemde bağırsak geçirgenliğinin bozulmasına sebep olduğunu biliyoruz. Bağırsaklarda patojen bakterilerin sayısı arttığında bu bakterilerin ürettiği “ekzotoksinler” bağırsak epitel hücrelerini tahriş ederek önce leaky gut, daha sonra da leaky brain tablosuna yol açabilmektedir.  

Trans yağlar: Trans yağlardan zengin bir beslenmenin kronik enflamasyona yol açtığı bilinmektedir. Kronik enflamasyonun ise beyin bariyerinin geçirgenliğini bozduğunu yukarıda da söylemiştik. O yüzden sağlıklı yağları tüketmeye dikkat edilmelidir. Sağlıklı yağlar enflamasyonu azaltır ve metabolizmayı düzenler. Vücudumuzdaki birçok hormonun üretilebilmesi için satüre yağlara ve kolesterole ihtiyaç vardır. Margarin ve rafine bitkisel yağların hayatımıza girdiği yıllardan itibaren Omega-6 yağ asitleri daha fazla vücuda girerken Omega-3 yağ asitlerinin alımı azalmıştır. Omega-6 yağ asitleri proenflamatuvar özellikte yağlardır (14). Enflamasyonu ortadan kaldırmak için Omega-3 / Omega-6 dengesinin 1:1 şeklinde olması gerekirken, günümüzde Omega-6 alımının çok artması bu oranı Omega-3 aleyhine bozmuş, aradaki oranı 1:10 seviyelerine getirmiştir. Omega yağ asitleri “esansiyel yağ asitleri“ olarak adlandırılırlar ve vücudumuzda sentezlenemediği için de mutlaka dışarıdan alınması gereklidir. Omega-3 tüm hücrelerin, özellikle de beyin hücrelerinin yapısında bulunur ve eksikliğinde kronik enflamasyon dahil olmak üzere birçok kronik hastalık ortaya çıkabilmektedir. Soğuk deniz balıkları, serbest dolaşan tavukların yumurtaları, otlayan hayvanların et ve süt ürünleri, ceviz, keten tohumu vs. gibi gıdalar omega-3 yağ asitlerinden zengindir. Tüketilmesini tavsiye ettiğimiz yağlar ise şunlardır: Soğuk sıkım sızma zeytinyağı, serbest dolaşan ve otlayan hayvanların sütünden yapılan halis tereyağı ve bu sütlerden elde edilen kaymak, doğal deniz balıkları, kavrulmamış kuruyemişler (ceviz, fındık, badem vs.) ve zeytin, avokado, hindistan cevizi gibi yağlı meyvelerin içindeki yağlar.

2.Stres: Kronik stres kronik kortizol yüksekliği demektir. Uzun süreli ve yüksek seviyelerdeki kortizol salınımı enflamasyon yaratan sitokinlerde artışa sebep olur ve kan beyin bariyerinin fonksiyonlarını bozar (15). Stres bağışıklık sistemini ve hormonal dengeyi olumsuz yönde etkileyen önemli bir unsurdur. Kronik stresin ortadan kaldırılmasına yönelik önlemlerin alınması gereklidir. Akupunktur, meditasyon, nefes egzersizleri gibi doğu tıbbı uygulamaları stresin kontrolünde etkin olarak kullanılabilen yan etkisiz yöntemlerin en başında gelmektedir. Stresin sağlık üzerindeki etkileri hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için aşağıdaki videomuzu izleyebilirsiniz.

3.Kronik enfeksiyonlar: Tüberkülüz, hepatit (16), Lyme hastalığı (17),(18),(19), kandida, HIV (20) vs. gibi kronik seyirli birçok enfeksiyon (21) immün reaksiyonu tetikleyerek kronik enflamasyona ve bu yolla da kan beyin bariyerinde fonksiyonel bozulmaya yol açabilmektedir. Yine mantar ve küf toksinleri (22) veya bakterilerin lipopolisakkarit (LPS) yapısındaki toksinleri de enflamasyon yaratabilmektedir (23). 

4.İnsülin direnci ve diyabet: Kan şekerindeki dalgalanmalar (hipoglisemi ve hiperglisemi) ve insülin direnci stresi tetikleyerek kronik enflamasyona yol açar ve kan beyin bariyerinin geçirgenliğini olumsuz yönde etkileyebilir (24),(25). Öte taraftan kan şekerinin sürekli yüksek seyretmesi sonucunda şeker molekülleri proteinlere bağlanır ve kısaca AGEs olarak ifade edilen “İleri Glikasyon Son Ürünleri” meydana gelir. Bu zararlı unsurlar hücre zarının fonksiyonlarını bozarak ve insülin reseptörlerini tahrip ederek enflamasyonu tetikler. İleri glikasyon son ürünlerinin en çok zarar verdiği dokuların başında ise merkezi sinir sistemi gelmektedir. Kan beyin bariyerinin geçirgenliği bozulur ve nöroenflamasyon tetiklenir (26),(27). 

5.Uyku bozuklukları: Biyoritmin düzenli olarak sürdürülebilmesi için sağlıklı bir uyku düzeninin devam ettirilmesinin çok önemli olduğunu her vesile ile vurgulamaktayız. Düzenli ve sağlıklı bir uyku vücudun kendini yenileyebilmesi ve tazelenebilmek için çok elzemdir. Gece uyku sırasında salgılanan melatonin ve büyüme hormonu (growth hormon) gibi önemli hormonlar antioksidan, antienflamatuvar ve antiaging özelliklere sahiptir. Kronik uyku bozukluğu hormon dengesini bozan ve kronik enflamasyona yol açan en önemli sebeplerden bir tanesidir (28),(29). Kronik enflamasyonun kan beyin bariyerinin geçirgenliğini bozan önemli bir sebep olduğunu ise yukarıda ifade etmiştik. Uyku ayrıca bağışıklık sisteminin güçlenmesi için de önemli bir ihtiyaçtır. Beyin hücrelerinin metabolizması sonucunda ortaya çıkan atıklar ve toksinler beyinin lenfatik sistemi olan “G-lenfatik” sistem tarafından temizlenir (30),(31),(32). G-lenfatik sistem gece uyku sırasında aktive olur. Kronik uyku sorunu yaşayan insanlarda G-lenfatik sistem yeterince drenaj sağlayamadığında merkezi sinir sisteminin biyolojik dengesi olumsuz yönde etkilenir ve doku asidozu gelişir. Doku asidozu dediğimizde hücreler arası sıvının biyolojik dengesinin (homeostazis) bozulmasını ifade ediyoruz. Doku asidozunu daha iyi anlayabilmeniz için bunu size bir benzetmeyle anlatmaya çalışalım. Gözünüzün önüne çok büyük bir akvaryum getirin. Bu akvaryumun içi tıka basa balıklarla dolu olsun. Her balığı bir hücre olarak düşünün. Akvaryumun içindeki su ise hücreler arası sıvı olsun. Her hücre (balıklar) ihtiyacı olan oksijen ve besin unsurlarını bu sudan alır ve atıklarını da yine bu suya bırakır. Akvaryumdaki suyun sürekli temizlenmesi, oksijenlenmesi ve arıtılması gerekir. Eğer su düzenli olarak temizlenmezse bir süre sonra biyokimyasal yapısı değişir, toksik maddeler artar, oksijen azalır ve pH bozulur (asidoz). Akvaryumdaki suyun kalitesi bozulduğunda önce balıklar hasta olur, daha sonra da birer ikişer ölmeye başlarlar. Vücutta bunun karşılığı doku hipoksisi ve doku asidozudur. Bunun sonucu ise hücre yapısının ve fonksiyonunun bozulması yani kronik enflamasyondur.

6.Mitokondrial disfonksiyon: Doku asidozu ve kronik enflamasyonun zarar verdiği en önemli hücre organeli ise mitokondrilerdir. Mitokondriler her hücrenin yapısında çok sayıda bulunan ve enerji üreten önemli yapılardır. Sistemik kronik enflamasyon mitokondrilerin sağlıklı çalışmasını engelleyen çok önemli bir sebeptir. Mitokondri fonksiyonunun bozulması serbest radikal artışına ve oksidatif strese yol açar. Enflamasyon ve oksidatif stres bir kısır döngü içerisinde birbirini olumsuz etkileyen iki durumdur ve hücresel metabolizmayı olumsuz etkileyerek doku harabiyetine yol açar. Multipl sklerozun aslında bir mitokondri disfonksiyonu olduğunu ifade eden araştırmalar mevcuttur (33),(34),(35). Oksidatif stresi dengelemeye yönelik olarak vücudun iç antioksidan sistemleri bulunmaktadır. Bunların en başında ise “glutatyon” gelmektedir. Oksidatif stres ve kronik enflamasyon yükü çok fazla ise vücudun kıymetli antioksidanları süratle tüketilir. Vücuttaki glutatyon seviyesinin düşük olmasıyla otoimmün hastalıklar ve kronik enflamasyon arasında sıkı bir ilişki olduğuna dair çok sayıda araştırma bulunmaktadır (36),(37).(38). Bu yüzden kronik enflamasyonla seyreden bütün kronik hastalıklar ve içinde MS’in de bulunduğu tüm otoimmün hastalıkların tedavisinde mitokondri disfonksiyonunun düzeltilmesine yönelik önlemlerin mutlaka alınması gerekmektedir.

Kronik enflamasyon zemininde ortaya çıkan tüm hastalıklarda aşırı tüketime bağlı olarak vücudun antioksidan kapasitesinin belirgin olarak azaldığını yukarıda da söylemiştik. Antioksidanları enflamasyonla mücadele sırasında yangına sıkılan su gibi düşünebilirsiniz. Yangını söndürebilmek için vücut normal zamanlara göre çok daha fazla antioksidana ihtiyaç duymaktadır. Bu amaçla damardan yapılan yüksek doz C vitamini ve/veya glutatyon uygulamalarının yanı sıra majör ozon uygulamaları da oksidatif stresi azaltarak mitokondrilerin sağlıklı çalışmasını desteklemektedir (39).(40).(41).  

7.Metilasyon sorunları: Metilasyonla kronik enflamasyon arasında da doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Metilasyon vücuttaki bütün hücrelerde her saniyede defalarca tekrarlayan önemli bir biyokimyasal işlemdir. Bazı insanlarda metilasyonu bozan küçük genetik defektler  (polimorfizmler) olabilmektedir. Metilasyon sorunları olanlarda kronik enflamasyon ve otoimmün hastalıklara yatkınlığın arttığını biliyoruz (42). Metilasyon detoksla yakın ilişkili bir biyokimyasal süreç olması sebebiyle kronik enflamasyonla da doğrudan bağlantılıdır. Metilasyon ayrıca genleri de etkiler ve kötü genlerin ekspresyonuna yol açarak genetikle ilişkili birçok hastalığın ortaya çıkmasına da olumsuz etkide bulunabilmektedir.

Metilasyon sorunu olan hastalarda homosistein yüksekliği de sık görülen bir diğer durumdur. Homosistein kükürtlü bir aminoasittir. Yüksekliği kronik enflamasyon yaratarak beyin bariyerinin geçirgenliğini bozabilmektedir (43). Metilasyon sorunlarını daha önceki bir  yazımızda ele almıştık. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinebilmek için “Metilasyon Bozukluğu… Kronik Hastalıkların Biyokimyasal Sebebi” başlıklı bu yazımızı okumanızı öneriyoruz. Yazının linkini makalenin sonunda bulabilirsiniz.

8.Toksinler: Her gün onlarca toksik etkileşime maruz kalıyoruz. Bu toksinler kronik enflamasyonu tetikleyerek sağlığı bozabilmektedir. Toksisite için en önemli giriş yolu bağırsaklardır. Bağırsakta yerleşmiş olan patojen bakterilerin salgıladıkları toksinler de vücudu sinsi bir şekilde zehirleyebilmektedir. Ayrıca gıdalardaki zirai ilaç kalıntıları ve kimyasal gıda katkıları, içme sularındaki klor ve diğer ağır metal kalıntıları, kozmetik ürünlerin içindeki toksik maddeler, antibiyotik ve antienflamatuvar ilaçlar, alkol sigara, hava kirliliği, radyasyon ve elektromanyetik kirlilik gibi birçok farklı unsur da vücutta toksik etki yaratabilmektedir.

Daha çok kadın hastalarımızın başvurduğu botox ve dolgu gibi kozmetik uygulamaların da bağışıklık sistemini aşırı uyardığını ve otoimmün reaksiyonu tetikleyebileceğini vurgulamak isteriz. Otoimmün hastalığı sebebiyle kliniğimizde takip ettiğimiz, bazı hastalarımızın şikayetlerinde botox uygulamasından sonra alevlenmeler olduğuna dair gözlemlerimiz bulunmaktadır. Bağışıklık sistemini uyaran bir diğer yanlış uygulama da dövmelerdir. Dövme yapılırken kullanılan renk pigmentleri doku içine girdiğinde bağışıklık sistemi bunları yabancı cisim olarak algılamakta ve yok etmek için reaksiyon göstermektedir. Ayrıca bu boyaların bir kısmının içeriğinde ağır metaller olabileceğini de bilmenizi isteriz. Kliniğimizde otoimmün hastalığı için tedavi görmekte olan tüm hastalarımız dolgu, botox ve dövmeye karşı olduğumuzu bilmektedirler.   

Toksik etki ve enflamasyon yaratan en önemli gıda katkılarından bir tanesi de Çin tuzu olarak da bilinen Mono Sodyum Glutamattır (MSG). Aşırı miktarda sentetik glutamat maruziyetinin beyindeki glutamat reseptörlerini uyardığı ve kan beyin bariyerinin geçirgenliğini olumsuz yönde etkilediği yapılan araştırmalarda gösterilmiştir (44). Hazır gıdalarda yaygın olarak kullanılan Çin tuzu insanlardaki en önemli glutamat yükünü oluşturmaktadır. Sentetik glutamat bir nörotoksindir ve kan beyin bariyerinin fonksiyonunu bozan en önemli sebeplerden bir tanesidir.

Son yıllarda artan elektromanyetik kirlenmenin de vücut sistemlerinin işlevini olumsuz yönde etkilediğini görmekteyiz. Telefon baz istasyonları, wi-fi sinyalleri, yüksek gerilim hatları, AVM ve plazalardaki yoğun elektromanyetik alanlar vücuttaki çok düşük düzeyli elektriksel sinyalleri olumsuz yönde etkileyerek uzun dönemde vücudumuzun fizyolojisini bozabilmektedir. Sempatik aktiviteyi artıran bu olumsuzluklar böbrek üstü bezinden kortizol hormonu salınımına sebep olarak enflamasyonu alevlendirebilmektedir. Çıplak ayakla toprağa basıldığında bedenin topraklandığı ve elektriksel olarak dengelendiği gösterilmiştir (Grounding). Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek için “İnsan Bedeninin Toprakla İletişimi…Grounding” başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Sigara içmenin MS’e olumsuz etkilerini gösteren kesin bilimsel kanıtlar vardır. Sigara MS nedeni değildir ancak var olan MS hastalığının daha hızlı kötüleşmesine yol açabilmektedir.  Sigara dumanına maruz kalmak MS hastalığına olan yatkınlığı arttırmakta ve hastalığın daha hızlı ilerlemesine neden olmaktadır. Sigara içenlerde MS gelişme riski içmeyenlere oranla yaklaşık 1,5 kat artmaktadır.

Yukarıda sıraladığımız tüm bu unsurlar kronik enflamasyona yol açarak MS’i ve başka otoimmün hastalıkları tetikleyebilmektedir (45), (46). Vücutta birikmiş olan ağır metaller ve halojenler gibi bazı toksik unsurlardan kurtulmak için uygun yöntemlerle detoks yapılması gerekebilmektedir. Kliniğimizde hastalığın durumuna ve hastanın ihtiyacına göre değişik detoks protokollerini başarı ile uygulamaktayız. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek için "Kronik Toksisitede Detox ve Şelasyon Yöntemleri" başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.  

9.Vitamin ve mineral eksiklikleri: Magnezyum, D vitamini, B12 vitamini, iyot vs. gibi birçok elzem unsur vücudun enflamasyonla mücadelesi sırasında kilit rol oynamaktadır. Bunların arasında MS için en önemli unsurlardan bir tanesi ise D vitaminidir. Son yıllarda D vitamini ile MS arasındaki ilişkiyi gösteren kanıtlar artmaktadır. D vitamini seviyesi düşük olanlarda MS atakları daha sık görülmektedir. D vitamini seviyesi düşük olanlarda (40 ng/ml’nin altında) kronik enflamasyon ve otoimmün hastalıkların görülme olasılığında önemli bir artış olduğunu destekleyen araştırmalar da mevcuttur (47). Ekvator bölgesinde yaşayanlarla, güneşten yeterince faydalanma imkanı bulunmayan Norveç, Danimarka gibi kuzey ülkelerinde yaşayanlar arasında MS hastalığının görülme insidansında çok dikkat çekici bir farklılık bulunmaktadır (48). D vitamini eksikliğinin yaygın görüldüğü coğrafyalarda MS hastalığının da daha fazla görülmesi dikkat çekici bir durumdur (49).(50).(51). MS gibi otoimmün hastalıklarda kandaki D vitamin seviyelerinin 60-100 ng/ml seviyelerinde tutulması enflamasyonla mücadele için çok önemli bir önlemdir. Bu nedenle doğal D vitamini kaynağı olan güneşten yeterince faydalanılmasını öneriyoruz.

Özellikle nöroenflamasyon ve MS ile ilişkisi olan bir diğer unsur da iyottur. İyot vücuttaki tüm hücrelerin ihtiyaç duyduğu önemli bir elementtir. Başta tiroid olmak üzere diğer tüm endokrin organlar iyoda ihtiyaç duyarlar. Bağışıklık sistemi de iyoda ihtiyaç duyan önemli sistemlerden bir diğeridir. İyot güçlü bir antioksidandır. Bunun yanı sıra aynı zamanda güçlü bir detoks ajanıdır. Ağır metallerin ve toksinlerin özellikle yağ dokusunda biriktiğini biliyoruz. Beyin de yağ içeriği açısından zengin bir organ olması sebebiyle toksik unsurların birikimine müsaittir. Bu yüzden kronik nöroenflamasyonla seyreden hastalıkların tedavisinde detoks uygulamaları da gerekebilmektedir. Toksik halojenler ve ağır metallerin detoksu için en güvenilir tedavi ajanlarından bir tanesi de iyottur. Kronik enflamasyonun tedavisinde hem antioksidan özelliği, hem de detoks yapıcı özelliğinden dolayı iyot çok önemli bir tedavi ajanı olarak ön plana çıkmaktadır. Kronik nörolojik veya psikiyatrik bir hastalığı sebebiyle kliniğimize başvuran birçok hastamıza yaptığımız tetkiklerde iyot eksikliğiyle çok sık olarak karşılaştığımızı da bu vesileyle vurgulamak isteriz.

11.İlaçlar: Kullanılan bazı ilaçların da enflamasyon üzerine olumsuz etkilerinin olduğunu biliyoruz. Mide asit giderici olarak bilinen PPI grubu ilaçların ve antibiyotiklerin uzun süreli ve kontrolsüz bir şekilde kullanılmasının sindirim sistemi fizyolojisini ve bağırsak florasını olumsuz yönde etkilediği ve bu yolla bağırsak geçirgenliğine ve kronik enflamasyona yol açabileceği gösterilmiştir. Bazı idrar söktürücüler, insülin direnci için kullanılan metformin, doğum kontrol ilaçları, bağışıklık sistemini baskılayan metotreksat vs. gibi ilaçlar, bazı epilepsi ilaçları da değişik mekanizmalar üzerinden kronik enflamasyonu olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

12.Hareketsiz yaşam: Egzersiz sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Bütün otoimmün hastalıklar ve kronik enflamatuvar etyolojili hastalıklarda düzenli egzersiz tedavinin olmazsa olmaz bir unsurudur.  Yapılan araştırmalar düzenli egzersizin beyindeki enflamasyonu azaltığını ve yeni sinir hücrelerinin yapımını artırdığını göstermektedir. Bu sebeple MS hastalığının tedavisinde bilinçli ve düzenli egzersiz önemli bir tedavi unsuru olarak kabul edilmektedir.

Egzersiz stresi azaltır, iştahı ve uykuyu düzenler, hormonal denge üzerine pek çok açıdan katkıda bulunarak kilo kontrolünü sağlar ve bu sayede kronik enflamasyonun kontrol altına alınmasına büyük bir katkıda bulunur. Düzenli egzersiz endorfin ve serotonin gibi vücut kimyasallarını artırarak depresyonu engeller, kişiyi daha canlı ve zinde hale getirir. Bunun yanı sıra salgılanan testosteron ve büyüme hormonu gibi hormonlar kas yapımını artırır. Ayrıca hücrelerin yenilenmesi, tazelenmesi, gençleşmesi hızlanır. Egzersiz mitokondrileri de olumlu yönde etkiler, sinir hücrelerinin ve kasların glikoz kullanımını artırır ve insülin direncinin düzelmesini sağlar. Egzersizin başka bir olumlu etkisi de bağışıklık sistemi üzerine olan pozitif katkısıdır.

Her kişinin beden yapısı, yaşı, kondüsyonu, eşlik eden hastalıkları, spor yapma imkanları ve daha birçok parametre, yapabileceği egzersiz programına etkide bulunur. Bundan dolayı yapılacak antrenman programının kişinin özel şartlarına ve ihtiyacına göre bilinçli bir şekilde ayarlanması çok önemlidir. Özellikle kronik hastalığı olan kilolu bireyler için egzersiz planlaması yapılırken bu konuda tecrübesi ve bilgi birikimi olan bir hekim ve spor eğitmeninden destek alınmasını tavsiye ediyoruz. Unutmayın! Bilinçsiz yapılan egzersiz istenmeyen durumlara yol açabilmektedir.

Makalemizi kliniğimizin sloganı ile bitirelim: Sağlıklı olmak sizin elinizde. Haydi geç olmadan başlayalım.

28.04.2019

Not: MS ile ilgili basit anlatımlı bir videoyu da sayfamızın sonuna ekliyoruz. Videoda konuşan kişi Terry Wahls isimli, ABD’li bir hekimdir. Dr. Wahls 2000 yılında, 45 yaşında iken MS tanısı almıştır. 5-6 yıl süreyle klasik tıbbi tedaviler almasına rağmen hastalığı gittikçe ilerlemiş ve sonunda tekerlekli sandalyeye mahkum olacak hale gelmiştir. Bu kötü gidiş sonrasında Dr. Wahls  kendi gayretiyle derin araştırmalara giriyor, sayısız çalışmayı inceliyor  ve kronik enflamatuvar etyolojili hastalıkların ve otoimmün hastalıkların temellerine iniyor. Yaptığı araştırmalardan edindiği bilgilerle hayat tarzı değişiklikleri, beslenme düzenlemesi ve fonksiyonel tıp uygulamaları sonrasında 1 yıl içinde hastalığının tüm belirtilerinden kurtuluyor. Dr. Wahls şu anda tamamen sağlıklı olarak yaşamını sürdürmektedir. Bayan Wahls MS ile ilgili tecrübelerini aşağıdaki videoda anlatıyor.  

Videoyu Türkçe alt yazılı izlemek için video ekranının sağ altındaki Ayarlar menüsünden Türkçeyi seçebilirsiniz.

 

KONU İLE İLGİLİ ÖNERİLEN DİĞER YAZILARIMIZ İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERE TIKLAYINIZ:

1-   Leaky Brain...Beyin Bariyerinin Geçirgenliğinin Bozulması

2-   Histamin İntoleransı Geçmeyen Bazı Şikayetlerinizin Altındaki Gizli Sebep Olabilir

3-   Metilasyon Bozukluğu… Kronik Hastalıkların Biyokimyasal Nedeni

4-   İnsan Bedeninin Toprakla İletişimi…Grounding

5-   Kronik Toksisitede Detox ve Şelasyon Yöntemleri

 

Yasal uyarı: Bu makale özgün bir yazı olup telif hakkı yazarlara aittir. Kopyalanarak başka mecralarda kullanılması durumunda hukuki yollara başvurulacaktır. Kopyalanmadan sayfamıza link verilebilir.

Kaynakça ve Referansları Göster

 

REFERANSLAR:

 

  1.  1- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/7749894
  2.  2- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/9082652
  3.  3- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3151595/
  4.  4- http://ispub.com/IJN/10/2/3764
  5.  5- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16847778
  6.  6- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4604320/
  7.  7- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4396848/
  8.  8- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2553040/
  9.  9- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24370461
  10. 10- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/25204849
  11. 11- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/9011463
  12. 12- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/25446620
  13. 13- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23370376
  14. 14- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/12442909
  15. 15- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/11146058/
  16. 16- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3302955/
  17. 17- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC546937/
  18. 18- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2148032/
  19. 19- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3465517
  20. 20- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2744422/
  21. 21- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2665673/
  22. 22- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3654247/
  23. 23- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4660627/
  24. 24- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4306190/
  25. 25- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28318543
  26. 26- https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0925443910001274
  27. 27- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/2291833
  28. 28- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4212067/
  29. 29- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16809486
  30. 30- http://healthland.time.com/2013/10/17/your-brain-cells-shrink-while-you-sleep-and-thats-a-good-thing/
  31. 31- http://www.kurzweilai.net/how-the-brain-takes-out-the-trash-while-we-sleep?utm_source=KurzweilAI+Daily+Newsletter&utm_campaign=1f13ae0363-UA-946742-1&utm_medium=email&utm_term=0_6de721fb33-1f13ae0363-282120781
  32. 32- https://www.medicalnewstoday.com/articles/267611.php
  33. 33- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2790545/
  34. 34- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/17981781
  35. 35- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23898299
  36. 36- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/19393193
  37. 37- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23888609
  38. 38- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24842957
  39. 39- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24621064
  40. 40- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22592719)
  41. 41- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18537699
  42. 42- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/14585278
  43. 43- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3158726/
  44. 44- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/9443836
  45. 45- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/7704000)
  46. 46- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/12505286
  47. 47- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23238772
  48. 48- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4000029/
  49. 49- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/67196
  50. 50- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/19930210
  51. 51- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20029213

 

Diğer Okuyucu Yorumları
Test

Form Gönderimi

Tamam

Bizi takip edin
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için , e-posta adresinizi
yazarak web sitemize ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
İLETİŞİM
  • Tunus Caddesi Tokgözoğlu Apt. 63/2 Kavaklıdere / ANKARA
  • +90 (312) 426 11 81
    +90 530 305 14 22
  • balimklinik@yahoo.com
Web sitemizdeki yazılar bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Tedavi yerine geçmez. İnternetteki bilgilere dayanılarak yapılan bilinçsiz uygulamalar ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Lütfen tedavinizin yönetilmesi için bir hekime başvurunuz.
Web Tasarım Teknobay.