PAYLAŞ

Gıda İntolerans Testleri Bir Aldatmaca Mı?

Bu makale 84470 kişi tarafından görüntülenmiştir.

  Op.Dr.Tayfun Balım Beyin Cerrahisi Uzmanı GIDA İNTOLERANS TESTLERİ BİR ALDATMACA MI? Uz.Dr.Gökşin Balım İç Hastalıkları - Dahiliye Uzmanı

Gıdalara karşı ortaya çıkan fiziksel reaksiyonlarla karakterize sağlık sorunlarını son yıllarda sık olarak görmeye başladık. Bazı gıdaların tüketimiyle ortaya çıkan bu reaksiyonları “gıda alerjileri” ve “intoleranslar” olarak 2 ana başlık altında sınıflandırabiliriz. Bu iki klinik tabloya ait bulgular kısmen birbirine benzediği için gıda alerjileri ve gıda intoleransları sıklıkla birbirine karıştırılabilmektedir (1).  

Gıda intoleransı ile gıda alerjisi arasındaki fark nedir?

Gıda alerjisi bağışıklık sisteminin bir reaksiyonudur. Alerjik reaksiyonları tetikleyen bağışıklık sistemi elemanlarına “immunoglobulin” adı veriyoruz (2). “Ig” ön eki ile belirtilen bu proteinlerin Ig-E, Ig-G, Ig-A, Ig-M ve Ig-D adı verilen farklı tipleri vardır.  İmmünoglobülinler bakteri, virüs, yabancı protein ve zararlı maddelere bağlanarak onları işaretler ve yok edilmesi için bağışıklık sistemine yardımcı olur. Gıda alerjisi tablosunda alerjen gıdanın çok küçük bir miktarıyla karşılaşılması durumunda Ig-E’nin etkisi ile kısa bir süre içinde alerji bulguları ortaya çıkar. Ani gıda alerjisi belirtileri kızarma, kaşıntı, hapşırma, kusma ve nefes yollarında daralma gibi bulgulardır.Bazen bu bulgular hayatı tehdit edebilecek boyutlarda bile olabilir (anaflaksi). Alerjik reaksiyonlar Ig-E dışındaki bir bağışıklık sistemi elemanının etkisi ile başlarsa, bu sefer de gecikmiş bölgesel ve genel belirtiler görülür. Bölgesel reaksiyona örnek olarak kontakt dermatit denen deri reaksiyonlarını, genel reaksiyona örnek olarak da çölyak hastalığını verebiliriz.

Gıda intoleransları ise bağışıklık sistemi ile ilgili değil, sindirim sistemi temelinde gelişen bir yanıttır. Bu yüzden gıda intoleranslarına “alerjik olmayan gıda hassasiyeti” adı da verilmektedir (non-allergic food hypersensitivity). Ancak gıda intoleransı tablosu geliştikten sonra bağışıklık sistemi de bir aşamadan sonra devreye girmektedir. Alerjiden farklı olarak gıda intoleransı bulguları çoğu zaman uzun süreçli ve kronik seyirlidir ve hastalık bulgularının tüketilen belli bir gıdayla bağdaştırılabilmesi de her zaman mümkün değildir. 

Gıda intoleranslarının altındaki sebepler nelerdir?

- Bir gıdanın sindirilebilmesi için gerekli olan enzimlerden bir tanesinin eksik olması: Buna laktoz intoleransını örnek verebiliriz. Süt şekeri olan laktozun sindirilmesini sağlayan enzim laktazdır. Toplumumuzda, özellikle de erişkinlerde laktaz eksikliği yaygın olarak görülmektedir. Laktaz enzimi olmayınca sütün içindeki laktozun sindirimi yapılamaz ve bunun sonucunda da laktoz intoleransı dediğimiz klinik tablo ortaya çıkar.

- Gıdaların içindeki katkı maddeleri: Günümüzde işlenmiş ve pakete girmiş gıdaların raf ömrünü uzatmak, tadını ve kıvamını artırmak, renklendirmek, stabilize etmek vs. gibi sebeplerle yüzlerce değişik kimyasal madde kullanılmaktadır. Bu kimyasal maddelerin vücutta ne tür reaksiyonlar uyandırdığı ise bir muammadır. Fabrikasyon hazır gıdaların yaygın olarak kullanılmaya başlandığı son 20-30 yıl içinde gıda intoleransları, otoimmün hastalıklar, metabolik sorunlar vs. gibi daha pek çok sorunun çığ gibi artmasını tesadüf olarak kabul edebilmek mümkün değildir.  

- Kronik sindirim sistemi ve bağırsak hastalıkları: Başta bağırsaklar olmak üzere tüm sindirim sisteminin sağlıklı olmasının genel sağlık için son derece önemli olduğunu her vesile ile, ısrarla vurgulamaktayım. Mide asidi yetersizliği, helikobakter pilori enfeksiyonu, bağırsak flora bozukluğu (disbiyozis), ince bağırsakta aşırı bakteri üremesi (SIBO), bağırsak geçirgenliğinde artış (leaky gut), irritabl bağırsak sendromu, çölyak ve crohn hastalığı, proton pompa inhibitörleri (PPI) ve mide asidini azaltan diğer ilaçlar vs. gibi birçok sebep gıda intoleransı bulgularına yol açabilmektedir.

" Gıda intolerans testleri yazı tura atmaktan farklı bir sonuç vermiyor. "

- Kronik stres ve psiko-emosyonel faktörler: Kronik stresin vücudun iç dengesini bozan çok önemli bir sebep olduğunu daha önce başka yazılarımda da ayrıntılı olarak yazmıştım. Kronik stres kortizolü yükselterek vücutta hormonal bir cevap ortaya çıkarır. Kortizol hormonunun sürekli yükselmesi kronik bir enflamasyon yaratır. Vücut sağlıklı ise “homeostazis” var demektir. Homeostazis vücut sistemlerinin dengesinin sürdürülebildiği anlamına gelir. Homeostazisi sağlayan ana yapı ise otonom sinir sistemidir. Otonom sistem beyindeki bazı bölümler, endokrin organlar, hormonlar, bazı vücut kimyasalları, sempatik ve parasempatik sinir sistemi gibi birçok parçadan oluşan karmaşık bir mekanizmadır. Sempatik ve parasempatik sinir sistemi vücudun tüm istem dışı fonksiyonlarını yönetir. Bu iki sistem dengede ise organların çalışması sağlıklı olarak yürütülür (homeostazis). Kronik stres sempatik fonksiyonu artırırken parasempatik fonksiyonu engelleyerek vücut sistemlerinin ve özellikle de sindirim sisteminin çalışmasını bozar.  

Gıda intoleransı tanısı laboratuvar testi ile konabilir mi?

“Gıda intoleransı“, “besin duyarlılığı“ veya “gıda hassasiyeti” testleri gibi adlarla bilinen çok sayıdaki test son yıllarda adeta moda haline geldi. Gıda intoleransı tanısı için sonuç verdiği iddia edilen testleri 2 ana başlıkta gruplandırabiliriz. 

1- Kan testleri

2- Elektriksel direnç ölçümü, biyorezonans veya homeopati yöntemi ile yapılan testler 

Gıda intoleransını tespit edebilmek amacıyla en sık olarak kullanılan testler kan testleridir. Bu testler birçok firma tarafından üretilmekte ve çoğu zaman da o firmaların adlarıyla anılmaktadır ve oldukça da pahalı testlerdir. York, Pinner, Cambridge, Alert Food, Lenfosit Transformasyon testi (LTT), IgGPro test ve Allergo Screen vs. isimlerle anılan testleri bunlara örnek olarak verebiliriz. Tüm bu testler hastadan alınan bir miktar kan ile yapılmakta ve kanda immünglobülin-G (Ig-G4) olarak adlandırılan proteinleri inceleyerek sonuç vermektedir. Ig-G kan testlerini destekleyen bazı makaleler olmasına rağmen bu makalelerin doğruluğu hakkındaki tartışmalar halen devam etmektedir. Bu testlerin aleyhinde olan çok sayıdaki yayında ise vücutta Ig-G moleküllerinin bulunmasının aslında bu madde ile daha önce karşılaşıldığına işaret ettiğine, yani gerçekte bu maddelere karşı bir alerji ya da intolerans olduğunu göstermediği ifade edilmektedir (3). Ig-G antikorlarının varlığı bir hastalığı değil sadece vücudun o yiyecekle daha önce karşılaştığını göstermektedir (4). Bu bir fizyolojik cevaptır. Herkeste yediği gıdalara karşı Ig-G sınıfından antikorlar üretilebilir ve bu antikorların kandaki seviyesi genlere ve diyete göre değişebilir. Ig-G4 üzerinden yapılan değerlendirmenin güvenilir bir yol olduğu konusunda ciddi tereddütler vardır. Bu konuda çalışmalar halen devam etse de vücutta Ig-G varlığı ile hastalıkların görülmesi arasında net bir ilişki ortaya konamadığı için Ig-G testlerinin gıda intoleransı tanısında kullanılmasının yeterince güvenli bir yol olmadığı ve lüzumsuz bir masraftan öteye, herhangi  bir fayda sağlamayacağı ifade edilmektedir (5),(6),(7),(8),(9),(10),(11). 

Sonuç olarak; mevcut bilimsel verilere dayanarak gıda intoleransının teşhis edilebilmesi için elimizde güvenilir ve doğrulanmış bir kan testi olmadığını söyleyebiliriz. 

Yukarıda gıda intolerans testlerini iki gruba ayırmıştık. Kan testleri dışındaki ikinci grup testler ise cildin elektriksel direncini ölçme, biyorezonans veya homeopatik yöntemlerle sonuç verdiğini iddia eden testlerdir. Bu gruptaki testlerin bilimsel dayanağı ve güvenilirliği kan testlerininkinden daha da tartışmalıdır (12),(13),(14), (15).  Bu testlerden bazıları şunlardır: Vega test, Elektro Voll, Mora test, Nora test, Quantum test, K-test, saç testi, nabız testi, applied kinesiology vs (16),(17).

Tüm bu değerlendirmelerden sonra altını çizerek şunu vurgulamak isterim ki; Çölyak hastalığı ve laktoz intoleransı dışında gıda intoleransını gösterebilecek güvenilir ve onaylanmış bir test maalesef yoktur. Gıda intoleransınız olduğunu düşünüyorsanız, bilimselliği onaylanmamış testlere güvenmek yerine lütfen bu konuda tecrübesi olan bir hekime başvurun ve onun önerilerine sadık kalın.  

Gıda duyarlılık testlerinin teşhis değerinin olmadığı hakkındaki söylediklerimden sonra bazıları çıkıp “Ben falanca testi yaptırdım, filanca gıdalara karşı hassasiyet çıktı. Bu gıdaları kestikten sonra şikayetlerim düzeldi. Hani bu testler işe yaramıyordu?” diyebilir. Böyle bir soru gelmeden önce ben hemen cevabını vereyim. Gıda intoleransına yol açma potansiyeli en yüksek olan gıdaları listelediğimizde aslında bunların gluten, kazein, laktoz, histamin, lektin gibi maddeleri içeren gıdalar olduğunu görürüz. Yani ben size herhangi bir test yapmadan "Şu gıdaları yemeyin"dediğimde aslında avuç dolusu para vererek yaptırdığınız testlerle aynı sonucu vermiş olurum. Otuzuncu senesine girdiğim meslek hayatımda bir tek hastama bile gıda intolerans testi yaptırmadım. Ancak daha önce başka doktor veya diyetisyene giden ve onların yaptırdığı test sonucuyla bana gelen hastalarımda enteresan şeylerle de karşılaşıyorum. Hayatında hiç domuz pastırması, kuşkonmaz veya kaju yememiş bir insanda bu gıdalara karşı şiddetli intolerans çıktığını gördüğümde tahlil sonucunu katlayarak hastaya geri veriyorum ve “Bu testi yaptırdığınızı unutun, sonuçları da dikkate almayın” diyorum. Maalesef bu testlerin tamamının “yazı tura atmaktan” farklı bir sonuç vermediğini bilmenizi isterim. 

10.Mayıs.2017

 

KONU İLE İLGİLİ ÖNERİLEN DİĞER YAZILARIMIZ İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERE TIKLAYINIZ: 

1- Gluten Nedir? Hangi Hastalıklara yol Açar?

2- Histamin İntoleransı…Geçmeyen Bazı Şikayetlerinizin Altındaki Sebep Olabilir.

3- Leaky Gut (Geçirgen Bağırsak Sendromu)

4- Stresi ve Kortizol Salınımını Kontrol Altında Almanın Püf Noktaları Nelerdir?

5- Enflamasyon Nedir?

  

Yasal Uyarı: Bu makale özgün bir yazı olup telif hakkı yazarlara aittir. Kopyalanarak başka mecralarda kullanılması durumunda hukuki yollara başvurulacaktır. Kopyalanmadan sayfamıza link verilebilir.

Bizi takip edin
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için , e-posta adresinizi
yazarak web sitemize ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
İLETİŞİM
  • Tunus Caddesi Tokgözoğlu Apt. 63/2 Kavaklıdere / ANKARA
  • +90 (312) 426 11 81
    +90 530 305 14 22
  • balimklinik@yahoo.com
Web sitemizdeki yazılar bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Tedavi yerine geçmez. İnternetteki bilgilere dayanılarak yapılan bilinçsiz uygulamalar ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Lütfen tedavinizin yönetilmesi için bir hekime başvurunuz.
Web Tasarım Teknobay.