PAYLAŞ

Hormonlarımızı Doğal Yöntemlerle Nasıl Dengeleriz?

Bu makale 109494 kişi tarafından görüntülenmiştir.

Hormonlar tüm vücut sağlığımızı doğrudan etkileyen çok önemli vücut kimyasallarıdır. Östrojen, testosteron, insülin, adrenalin ve daha pek çok hormon kendilerini salgılayan iç salgı bezlerinde üretilirler. Hipofiz, pankreas, böbrek üstü bezi, tiroid, kadında yumurtalık, erkekte testis, hormon salgılayan iç salgı bezlerine örnek olarak verilebilir. Hormon salgılayan iç salgı bezlerinin birbirinden farklı vücut bölgelerinde yerleşmiş olması bunların birbirinden bağımsız olarak çalıştığı anlamına gelmez. Tüm endokrin sistem (hormon sistemi) bir bütün olarak çalışır ve hormonlardan bir tanesinin bile dengesizliği uzun dönemde diğer hormonların da dengesini bozar.

Günümüzde hormon dengesizliği veya eksikliğiyle ortaya çıkan hastalıkların tedavisinde sentetik hormon ilaçları kullanılmaktadır. Doğum kontrol ilaçları, insülin enjeksiyonları, tiroid hormonu içeren ilaçlar bunlara örnek olarak verilebilir. Hormonal düzensizlikten şikayeti olan hastaların büyük bir kısmı bu ilaçları kullandıklarında aslında aşağıda sıraladığımız 3 durumla yüzleşirler;

1- Bu hastaların büyük bir kısmı şikayetlerini kontrol altında tutabilmek için hayatlarının geri kalan kısmında sürekli olarak bu ilaçları kullanmak zorunda kalırlar. 

2- Sentetik hormon ilaçları hastalığın belirtilerini maskelemekte ama kökendeki asıl sorunu çözmemektedir. Şikayetler baskılanmış olsa bile hastalık tam anlamıyla tedavi olmadığı için sinsi bir şekilde ilerlemekte ve uzun dönemde başka sorunlara yol açabilmektedir. 

3- Kullanılan hormon ilaçlarının felç geçirme olasılığını artırma, kemik erimesi yapma, psikolojik sorunlar ve üreme sistemi ile ilgi sorunlara yol açma ve kanser gelişme olasılığını artırma gibi pek çok yan etkileri olabilmektedir.

Karamsarlığa kapılmayın! Bütün bu ihtimallerin yanı sıra size bir de iyi haber vereceğim. Hormonlarınızı dengelemenin doğal yolları da var. Şimdi size söyleyeceklerime bakarak şikayetlerinizin bir hormonal bozukluğun belirtisi olup olmadığına karar verebilirsiniz.

Her hormon düzensizliğinin belirtisi hormonun vücuttaki işlevine göre şekillenir. Ayrıca hormon düzensizliğinin derecesi ve süresi de ortaya çıkan bulguların şiddetini etkiler.

Sık görülen bazı hormon bozukluklarında ortaya çıkabilecek bulguları kısaca ve basit bir dille aşağıda özetleyeceğim. Aşağıda yazdığım bulgular ana belirtilerdir. Hekimlik bilgisini gerektirecek bilgiler kafa karışıklığına sebep olmamak için bu konunun içinde ele alınmayacaktır.  

Östrojen yüksekliği: Uyku düzensizlikleri, kilo ve iştah değişiklikleri, stres algısında artış, metabolizmada yavaşlama. 

Östrojen düşüklüğü: Cinsel isteksizlik, üreme sistemi problemleri, adet düzensizliği, ruhsal durumda değişkenlik.

Polikistik Over Sendromu (PCOS): İnfertilite (kısırlık), adet düzensizliği, aşırı tüylenme, akne (sivilce), şeker hastalığı riskinde artış, obezite,

Tiroid hormonu düşüklüğü (Hipotiroidi): Metabolizmada yavaşlama, kilo almaya meyil, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik, huzursuzluk, anksiyete, sindirim sistemi sorunları, adet düzensizlikleri, ödem artışı. 

Tiroid hormonu yüksekliği (Graves Hastalığı): Anksiyete, kilo kaybı, uyku bozuklukları, kalp çarpıntısı, irritabıl bağırsak sendromu, saç tellerinde incelme.

Testosteron düşüklüğü: Erektil disfonksiyon, kas kaybı, kilo alma, bitkinlik, psiko-emosyonel (ruhsal) problemler.

Şeker Hastalığı: Kilo problemi, çok su içme, çok idrar çıkma, ağız kuruluğu, yorgunluk, görme kaybı, nöropati (sinir hücrelerinin yapısının bozulması), cilt problemleri.

Hormonal Dengesizliklerin Sebepleri ve Risk Faktörleri Nelerdir? 

Tüketilen gıdalar, kimyasal maddeler, toksinler, stres, genetik faktörler gibi birçok sebep hormon bozukluğuna yol açabilmektedir. Sıraladığım bu faktörler çoğu zaman kombine bir şekilde tabloya etki etmektedirler.

Hormonal sisteme olumsuz etkisi olan ana etkenleri özetleyecek olursak; 

Gıda alerjileri ve bağırsak sorunları: Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre bağırsak sağlığı ile hormonal denge arasında önemli bir ilişki olduğu belirtilmektedir. Geçirgen bağırsak sendromu (leaky gut) ve/veya bağırsak flora bozukluğu gibi problemleri olanlarda şeker hastalığı, obezite gibi metabolizma sorunlarının ortaya çıkma olasılığının belirgin olarak arttığı ifade edilmektedir. Bağırsaklardan başlayan kronik enflamasyonun genel vücut sağlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.

Kilo fazlalığı: Obezite, metabolizma bozukluğunun çok sağlam bir göstergesidir. Göbek çevresindeki ve karın içindeki (abdominal) yağ hücreleri kronik enflamasyona yol açan bazı vücut kimyasallarını salgılar. Bunun dışında özellikle erkeklerde, göbek çevresindeki yağ dokusunda bulunan “aromataz” enzimi, erkekler için büyük öneme sahip olan testosteron hormonunu, kadınlık hormonu olan östrojene çevirir. Bu dönüşüm sonucunda testosteron düşüklüğü ve östrojen yüksekliği ortaya çıkar ki, bu durum erkekler için çok olumsuz bir gidiştir. Obez erkeklerde kadın tipi meme gelişimi, kalçada yağlanma ve testosteron düşüklüğüne bağlı olarak libido kaybı gibi şikayetlerin tamamı, yağ dokusunda bulunan aromataz enziminin yol açtığı bir durumdur. 

Kronik enflamasyon ve hareketsiz yaşantı: Vücutta enflamasyon yaratan sebeplerin en başında beslenme yanlışları ve kötü beslenme gelmektedir. Hazır  gıdaların içinde bulunan kimyasal katkı maddeleri, zirai ilaç kalıntıları, plastik mutfak eşyaları ve pet su şişelerinden gıdalarımıza geçen hormon benzeri maddeler, aşırı şeker ve beyaz un tüketilmesi, trans yağlar, omega-3 eksikliği, sanayi tipi şeker (früktoz şurubu), sigara ve yüksek miktarda alkol tüketimi, vücut için elzem olan besin unsurlarının alımındaki eksiklikler, hareketsiz yaşantı, egzersiz yapılmaması gibi pek çok faktör vücudu sinsi bir şekilde,  adeta içte içe çürütmektedir.

Aşırı stres ve uyku bozukluğu: Kronik stresin böbrek üstü bezlerini aşırı uyararak stres hormonlarını artırdığını daha önce birçok yazımda ayrıntılı olarak anlatmıştım. Uzun süre kortizol, adrenalin gibi stres hormonlarının etkisine maruz kalan kişilerde bir süre sonra genel hormonal denge de bozulmaktadır. Yine tüm bu dengesizliklerin etkisiyle ortaya çıkan uyku bozukluğu, melatonin, serotonin ve büyüme hormonlarının dengesini bozmakta ve olayı daha da karmaşık hale getirmektedir. 

Genetik nedenler: Modern tıp, nedenini açıklamakta güçlük çektiği birçok hastalıkta şüpheliler arasına her zaman genetik nedenleri de katmaktadır. Tabii ki kalıtımın hastalıklar üzerinde etkisi vardır, ancak genetik yazgımızın bizim kaçınılmaz kaderimiz olduğunu da söyleyemem. Rahat anlaşılabilmesi için bunu bir örnekle açıklayacağım; Genlerimizde yazılı olan kodları bir kütüphane dolusu kitap gibi düşünelim. Bu kitaplar arasında bizim hayatımıza dair hem iyi, hem de kötü senaryolar bulunmaktadır. Bizim için hangi senaryonun gerçekleşeceğini belirleyen ise yaşam koşullarımız ve çevresel faktörlerdir. Yani hayatımızda olumsuz koşullar hakimse kötü senaryonun gerçekleşme ihtimali artacaktır. Bu yüzden kaderimizin yazılı olduğu kütüphaneden iyi bir senaryonun gerçekleşmesi için yaşam koşullarımızı düzeltmeli ve olumsuz çevresel koşulları da mümkün olduğunca ortadan kaldırmaya gayret etmeliyiz. 

 

Hormonlarımızın Dengesini Doğal Yollarla Nasıl Sağlarız? 

1- Sağlıklı yağlar tüketilmelidir: Vücudumuzun ihtiyacı olan hormonların üretilebilmesi için satüre yağlara ve kolesterole ihtiyaç vardır. Kısa, orta ve uzun zincirli yağ asitleri yalnızca hormonların ham maddesi değildir. Sağlıklı yağlar aynı zamanda vücuttaki enflamasyonu azaltmakta, metabolizmayı da düzenlemektedir. Tüketilmesini tavsiye ettiğim yağlar; Soğuk sıkım sızma zeytinyağı, serbest dolaşan ve otlayan hayvanların sütünden yapılan halis tereyağı ve bu sütlerden elde edilen kaymak, doğal deniz balıkları, kavrulmamış kuruyemişler (ceviz, fındık, badem vs.) ve zeytin, avokado, hindistan cevizi gibi yağlı meyvelerin içindeki yağlardır.

2- Omega-3 / Omega-6 dengesi sağlanmalıdır: Margarin ve rafine bitkisel yağların hayatımıza girdiği yıllardan itibaren Omega-6 yağ asitlerinin dengesi Omega-3’ün aleyhine bozulmuştur. Rafine edilmiş bu yağlar Omega-6 açısından zengin iken bu dönemde Omega-3 kaynaklarımız bu oranda artmamıştır. Vücudumuzun sağlığını sürdürebilmesi için Omega-3 / Omega-6 dengesinin 1:1 şeklinde olması gerekirken, günümüzde Omega-6 alımının çok artması bu oranı Omega-3 aleyhine bozmuş, aradaki oranı 1:10 seviyelerine getirmiştir. Omega yağ asitleri “esansiyel yağ asitleri “olarak adlandırılırlar ve vücudumuzda sentezlenemediği için de mutlaka dışarıdan alınması gereklidir. Omega-3 tüm hücrelerin, özellikle de beyin hücrelerinin yapısında bulunur ve eksikliğinde kronik enflamasyon dahil olmak üzere birçok hastalık ortaya çıkabilmektedir. Omega-3 alabileceğimiz gıdalara birkaç örnek verelim: soğuk deniz balıkları, serbest dolaşan tavukların yumurtaları, otlayan hayvanların et ve süt ürünleri, ceviz, keten tohumu vs.

3- Bağırsak sağlığı çok önemlidir: Geçirgen Bağırsak Sendromu (leaky gut) varsa mutlaka bağırsak sağlığı düzeltilmelidir. Bağırsak sağlığı yalnızca düzgün bir sindirim için değil, hormon dengesi için de çok önemlidir. Bağırsak sağlığının bozulması otoimmün tiroid ve pankreas hastalıklarına yol açarak hormonal bozuklukla sonuçlanabilmektedir. Sağlıklı bağırsak flora bakterileri metabolizmada önemli etkileri olan insülin, leptin ve ghrelin gibi hormonlar üzerinde düzenleyici etki yapmaktadır. 

Sindirim sistemini ve bağırsak geçirgenliğini olumsuz etkileyen gıdaların tüketilmemesi gereklidir. İşlenmiş, rafine edilmiş, ambalaja girmiş her türlü gıda maddesini, gluteni, trans yağları, rafine edilmiş şeker ve unu hayatınızdan çıkarın. Bağırsak sağlığını yeniden kazanmak için lifli gıdaları, turşu gibi fermente sebzeleri, kefir, yoğurt gibi fermente süt ürünlerini, usulüne uygun olarak hazırlanmış kemik suyunu tüketmeyi ihmal etmeyin. 

4- Toksik madde içeren mutfak gereçleri ve kişisel bakım ürünleri kullanılmamalıdır: Birçok kişisel bakım ve kozmetik ürününün içinde DEA, paraben, propilen glikol, sodyum lauryl sülfat gibi zararlı kimyasal maddeler bulunmaktadır. Bu kimyasalları içeren kozmetik ürünler dıştan kullanıldığı için sorun yaratacağı genellikle düşünülmez. Ancak işin aslı hiç de bilindiği gibi değildir. Cilde uygulanan her türlü kimyasal madde emilerek vücuda girebilmekte ve hormon etkisi yaratarak endokrin sistemin dengesini bozabilmektedir. Yiyemeyeceğiniz hiçbir maddeyi cildinize de sürmemenizi size özellikle tavsiye ederim. Bunların yerine doğal ürünleri tercih etmek iyi bir çözümdür.

Mutfakta kullanılan plastik, teflon ve alüminyum gereçler de hormon dengesini bozan kimyasal maddeler içermektedir. Bu kimyasallar gıdalara geçtiğinde olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Bu mutfak gereçlerini cam ve çelikle değiştirmenizi öneririm.

5- Egzersiz yaşamın bir parçası olmalıdır: Egzersiz hormonal dengeyi sağlamak için çok etkili bir yöntemdir. Ayrıca kronik enflamasyonu düzeltir, kilo kontrolünü sağlar, stresi azaltır, iştahı ve uykuyu düzenler ve bu sayede hormonal denge üzerine pek çok açıdan katkıda bulunur. Düzenli egzersiz endorfin ve serotonin gibi vücut kimyasallarını artırarak depresyonu engeller, kişiyi daha canlı ve zinde hale getirir. Bunun yanı sıra salgılanan testosteron ve büyüme hormonu gibi hormonlar kas yapımını artırır. Ayrıca hücrelerin yenilenmesi, tazelenmesi, gençleşmesi hızlanır. Artan testosteron libido üzerinde de olumlu etkiler yapar. Egzersiz kasların glikoz kullanımını artırır ve bu sayede insülin direncinin düzelmesini sağlar. Egzersizin başka bir olumlu etkisi de bağışıklık sistemi üzerine olan pozitif katkısıdır. Düzenli egzersiz uykuyu da düzenler. Sağlıklı ve verimli bir uyku vücuttaki tüm hormonların dengelenmesi için çok önemlidir.

Her kişinin beden yapısı, yaşı, kondüsyonu, eşlik eden hastalıkları, spor yapma imkanları ve daha birçok parametre, yapabileceği egzersiz programına etkide bulunur. Bundan dolayı yapılacak antrenman programının kişinin özel şartlarına ve ihtiyacına göre bilinçli bir şekilde ayarlanması çok önemlidir. Özellikle kronik hastalığı olan kilolu bireyler için egzersiz planlaması yapılırken bu konuda tecrübesi ve bilgi birikimi olan bir hekim ve spor eğitmeninden destek alınmasını tavsiye ediyorum. Unutmayın! Bilinçsiz yapılan egzersiz istenmeyen durumlara yol açabilmektedir.

6- Stres azaltılıp uykuya dikkat edilmelidir: Günlük uyku süresinin 7-8 saat kadar olması uygundur. Uykusuzluk ve uyku düzensizliği hormonal dengeyi bozan en önemli faktörlerin başında gelmektedir. Bu nasıl gerçekleşir? Uyku düzeni bozulunca beynimizdeki biyolojik saatin düzeni de bozulur. Vücudumuzdaki hormonal denge biyolojik saatimizle doğrudan bağlantılıdır. Uyku hakkında daha önce çok kapsamlı bir yazı yazdığım için bu konuyu burada bitiriyorum. Bu konu hakkında daha ayrıntılı bilgi için “Uyku Bozuklukları” yazımızı okuyabilirsiniz.

7- Alkol ve kafein alışkanlığı tekrar gözden geçirilmelidir: Düzenli alkol kullanımının karaciğeri olumsuz etkilediği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Karaciğer hormonal dengenin sağlanmasında önemli bir organdır. Kronik alkol kullanımı testosteron seviyesini düşürür, östrojen seviyesini ise artırır. Ayrıca alkol insülin direncine yol açarak metabolizmada silsile halinde pek çok bozukluğa yol açar.

Günde 1-2 fincan “gerçek kahve” içmenin (Nescafe değil) antioksidan etkisinden dolayı faydalı olduğu kabul edilmektedir. Ancak kahve tüketim miktarının artırılması ve gece geç saatlerde içilmesi uyku düzenini olumsuz etkileyeceği için dolaylı olarak hormonal dengeyi de olumsuz olarak etkileyebilmektedir.  Kahvenin içindeki kafein, kan dolaşımında 6 saate kadar kalabilmektedir. Yüksek doz kafein otonom sinir sistemini etkileyerek uyanıklığı artırır, nabız ve tansiyonu yükseltir. Böbrek üstü bezlerinden kortizol ve adrenalin gibi hormonların salgılanmasını uyararak irritabilite, anksiyete, sinirlilik ve uykusuzluğa sebep olur. 

8- D vitamini eksikliği tamamlanmalıdır: Adı “vitamin” olsa bile D vitamininin vücuttaki etkisi  bir hormon gibidir. D vitamininin metabolizmada birçok görevi vardır. Şeker metabolizmasından, insülin direncine, kronik enflamasyondan, bağışıklık sistemine ve obeziteye kadar birçok klinik durumda D vitamininin önemli rolünün bulunduğu yapılan araştırmalarda saptanmıştır. 

D vitamini eksikliğinin nasıl tespit edileceğini ve eğer varsa bu eksikliğin nasıl düzeltileceğini ve bu konuda nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair daha ayrıntılı bilgiye ulaşmak için bu konuda daha önce yazdığımız makaleleri okumanızı tavsiye ederim.

9- Doğum kontrol ilaçlarını kullanmayın: Bu tavsiyem doğum kontrolü için düzenli olarak hormon ilacı kullanan hanım okuyucularım içindir. Bu ilaçların kullanımının güvenli olduğuna dair birçok bilimsel yayın olsa bile zararlı olabileceğine dair de bir o kadar araştırma vardır. 

Doğum kontrolü amacıyla uzun dönem hormon ilacı kullanımının olası riskleri şu şekilde özetlenebilir:

- Uterus kanaması ve adet periyotları arasında kaçak kanamaları 

- Göğüste sertlik ve göğüs kanseri riskinde artma

- Kan pıhtılaşması riskinde, kalp krizi riskinde  ve inme (felç) riskinde artış

- Migren sıklığında artma

- Tansiyon yüksekliği 

- Kilo artışı

- Ruhsal durumda dalgalanma, mood değişiklikleri 

 

Hormon ilaçları kullanırken nelere dikkat edilmelidir?

Öncelikle altını çizerek vurgulamak isterim ki; Bu yazımdaki tavsiyeleri okuyan hastaların hemen kullandıkları hormon ilaçlarını bırakmaları doğru değildir. Çünkü hastalıkların derecesi ve kişisel farklılıklar, izlenmesi gereken yöntemi değiştirebilir. Yazıdaki tavsiyeler yerine getirildiğinde kullanılan hormon ilaçlarına ihtiyaç zaman içinde azalacaktır. Değişen duruma göre yeni ilaç dozunun bir hekim tarafından ayarlaması ve eğer ilaç kesilecek duruma ulaşıldı ise bu kararın yine hekim tarafından verilmesi gerekir. Bazı durumlarda sentetik hormon ilaçlarını kullanmak hastalar için bir mecburiyet olabilmektedir. İnsülin ve tiroid hormonları bunlara örnektir. Yukarıda sıraladığım tavsiyeler uygulandığında bu hastalar da kullandıkları ilaçların dozunu azaltabilmekte hatta bırakabilmekte ve kendilerini daha iyi hissetmektedirler.

 

KONUNUN ÖZETİ:

Diyabettiroid hastalıkları, adet düzensizlikleri, infertilite, testosteron düşüklüğü ve östrojen yüksekliği gibi hormonal bozukluklar tüm dünyada milyonlarca insanı etkilemektedir.

Bu düzensizlikler kilo alma (obezite) veya aşırı kilo kaybı, iştah değişiklikleri, uyku bozuklukları, sinirlilik, irritabilite, yorgunluk, halsizlik, çarpıntı, libido düşüklüğü vs. gibi daha birçok şikayetle belirti verebilmektedir. 

Hormonal düzenin bozulmasının altında birçok sebep olabilmektedir. Bağırsak sağlığının bozuk olması, kronik enflamasyon, kronik stres, kronik toksin yüklenmesi ve genetik sebepler bunlara örnek olarak verilebilir. 

Bu konuda ilk uygulanması gereken doğal tedavi yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz. Sağlıklı beslenme, vücudun ihtiyacı olan makro ve mikro besin unsurlarının tamamlanması (Omega-3, D vitamini), sağlıklı uykunun sağlanması, egzersiz ve stres kontrolü. 

25.Mayıs.2016

 

KONU İLE İLGİLİ ÖNERİLEN DİĞER YAZILARIMIZ İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERE TIKLAYINIZ:

1- Bu 5 Hormonun Dengesizliği Kilo Verme Çabalarınızı Olumsuz Etkileyebilir

2- Stresi ve Kortizol Salınımını Kontrol Altına Almanın Püf Noktaları Nelerdir?

3- Fazla Kilolarınızın Sebebi Uykusuzluk Olabilir

 

Yasal Uyarı: Bu makale özgün bir yazı olup telif hakkı yazarlara aittir. Kopyalanarak başka mecralarda kullanılması durumunda hukuki yollara başvurulacaktır. Kopyalanmadan sayfamıza link verilebilir.

Kaynakça ve Referansları Göster
Diğer Okuyucu Yorumları
Test

Form Gönderimi

Tamam

Bizi takip edin
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için , e-posta adresinizi
yazarak web sitemize ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
İLETİŞİM
  • Tunus Caddesi Tokgözoğlu Apt. 63/2 Kavaklıdere / ANKARA
  • +90 (312) 426 11 81
    +90 530 305 14 22
  • balimklinik@yahoo.com
Web sitemizdeki yazılar bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Tedavi yerine geçmez. İnternetteki bilgilere dayanılarak yapılan bilinçsiz uygulamalar ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Lütfen tedavinizin yönetilmesi için bir hekime başvurunuz.
Web Tasarım Teknobay.