PAYLAŞ

Leaky Gut (Geçirgen Bağırsak Sendromu)

Bu makale 187143 kişi tarafından görüntülenmiştir.

Tıbbi terminolojide “leaky gut” olarak adlandırılan ve dilimize  “geçirgen bağırsak” veya “sızdıran bağırsak” olarak tercüme edebileceğimiz bu klinik tabloyu son yıllarda giderek daha fazla görmeye ve teşhis koymaya başladık. Hastalık bu kadar yaygın görülmesine rağmen, maalesef çeşitli sebeplerden dolayı hastalara kesin tanı konamamakta ve bu hastalar uzun süre, sorunlarına çare bulamadan yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Bu hastalığa tanı konamamasının en önemli sebebi ise leaky gut tanısının günümüz tıp uygulamasında henüz, yeterince kabul görememiş olmasıdır. Bilimsel konularda “tutucu” olan bazı meslektaşlarım “bağırsak geçirgenliğinin artması” diye bir durumun söz konusu olamayacağını kabul ederek bu tanıyı reddetmektedirler. Bundan 8-10 yıl önce bağırsak florasının genel vücut sağlığı için çok önemli olduğu söylendiğinde, o zaman da bu konu için benzer bir tutum sergileniyordu. Geçmiş dönemlerde mikrobiyata ve probiyotik konularını kesin bir şekilde reddeden bazı meslektaşlarımın son yıllardaki gelişmelerden sonra, bağırsak florası ve probiyotiklerle ilgili kendilerini geliştirme çabalarına girmeye başladıklarını görünce onlara muzip bir şekilde gülümsüyorum. 10 yıl önce “ana akım tıp ekolü” tarafından reddedilen mikrobiyata ve probiyotikler konusu, son birkaç yıldan beri, “bu ekolün” en çok ilgisini çeken konu haline gelmiştir. Merak etmeyin! Birkaç yıla kalmaz, şimdi reddettikleri leaky gut için de aynı noktaya geleceklerdir. 

Hastalığın adı geçirgen bağırsak sendromu olduğu için, bu hastalığın yalnızca sindirim sistemi sorunlarıyla belirti veren bir hastalık olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Gerçekte ise, bu hastalık düşündüğünüzün çok ötesinde sağlık problemlerine yol açabilen ve vücudun hemen her organını etkileyebilen bir sendromdur. Örnek vermek gerekirse pek çok gıdaya karşı ortaya çıkan alerjiler, enerji düşüklüğü, eklem ağrıları, fibromiyalji, migren, otoimmün hastalıkların tamamı, tiroid hastalıkları, metabolizma bozukluğu, obezite, diyabet, hipertansiyon, otizm gibi birçok sorunun altında geçirgen bağırsak sendromunun olabileceği belirtilmektedir. 

Bir gıdayı çiğneyip yuttuktan sonra bu gıdayı vücudumuza girmiş olarak kabul ederiz. Bu bir mantık yanılmasıdır. Sindirim sistemini ağızdan başlayıp anüste sonlanan bir boru sistemi gibi düşündüğümüzde bağırsak lümeni olarak adlandırdığımız bağırsakların iç boşluğu aslında vücudun dış kısmıdır. Yediğimiz gıdalar bağırsak duvarından emildikten sonra vücuda girmiş olur. Bağırsaktan emilmemiş olan tüm artıklar vücudun dış kısmında kalır ve bağırsakların içerisinde ilerleyerek anüsten dışarı atılır. Bu mantıkla bakıldığında bağırsağın iç yüzeyini döşeyen mukoza dokusunu, vücudun dış yüzeyini kaplayan bir epitel dokusu olarak da değerlendirebiliriz. İnce bağırsağın mukozasını açarak bir düzleme yaydığımızda birkaç yüz metrekarelik bir alanı kapladığını görebiliriz. Bu yüzden bağırsak epiteli vücudun en büyük giriş kapısıdır.  Bağırsağın mukoza tabakası tıpkı bir “tül perde” gibi üzerinde çok küçük delikler olan geniş yüzeyli bir dokudur. Bu deliklerin genişleyip daralmasını protein yapısındaki bir molekül yönetmektedir. Bu moleküle “zonulin” adı verilmektedir. Bağırsakların yüzeyindeki bu küçük delikler sindirilmiş olan gıda parçacıklarının süzülerek vücuda girişine müsaade ederken, zararlı maddelerin geçişini de engeller. Bağırsak mikrobiyotası adını verdiğimiz dost probiyotik bakterilerin de bağırsak epitelinden vücuda olan bu geçişin kontrolünde etkin bir rol oynadıklarını biliyoruz. Flora bakterilerini vücudun giriş kapılarını koruyan bekçiler gibi de düşünebiliriz. Sağlıklı flora bakterilerinin adeta toprağın yüzeyini kaplayan bir çim tabakası gibi, bağırsağın epiteli üzerinde bir tabaka oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu bakteriyel tabakanın süzgeç veya filtreye benzer bir işlevinin olduğu ve bağırsak geçirgenliği üzerinde aktif bir rol oynadığı gösterilmiştir. Bağırsak epitelinin vücudumuzun en büyük giriş kapısı olduğunu yukarıda da söylemiştim. Buradaki floranın bozulmuş olmasının ne ile sonuçlanacağını tahmin etmek çok zor değildir. Sağlıklı floranın bozulması durumunda, bu bölgelerde patolojik olan bakteriler yerleşmekte ve hastalık etmenleri de bu yollardan kolaylıkla vücuda girebilmektedir.

Geçirgen bağırsak tablosu ortaya çıktığında, tül perdeye benzettiğimiz bağırsak mukozasındaki delikler çeşitli sebeplerden dolayı deforme olarak genişler ve adeta “elek” gibi olur. Yukarıda zonulin isimli bir proteinin bağırsağın üzerindeki küçük delikleri genişletip daralttığını söylemiştim. Bazı maddelerin zonulin miktarını artırarak bağırsak geçirgenliğini bozduğu gösterilmiştir. Bu maddeleri yazının ilerleyen kısımlarında ayrıntılı olarak ele alacağız. Bağırsak geçirgenliğinin artması normalde vücuda geçmemesi gereken zararlı partiküllerin (sindirilmemiş proteinler, gluten, lektinler, bakteriler, virüsler, toksinler vs.) bağırsak bariyerini aşarak vücuda geçmesine sebep olur. Bozulmuş bağırsak geçirgenliği sebebiyle vücuda giren bu zararlı partiküller bağışıklık sistemini alarma geçirir. Normalde kanda bulunmaması gereken bu partikülleri bağışıklık sistemi yabancı bir cisim olarak algılar ve bunlarla mücadeleye girişir. Eğer kana geçen zararlı partiküller gelip geçici bir durum olsaydı, bağışıklık sistemi bunları yok ettikten sonra sorun çözülür ve vücutta olağan dışı başka bir durum gelişmezdi. Ancak geçirgen bağırsak sendromu, kronik uzun süreçli bir durum olduğu ve bağışıklık sistemi devamlı aynı patojenlerle karşılaştığı için, bir süre sonra immün sistem anormal seviyede, aşırı duyarlı bir hale gelir. Aşırı duyarlanmış olan bağışıklık sistemi, bir süre sonra vücut dokularını da yabancı protein olarak algılamaya başlar ve değişik organların hücrelerine saldırmaya başlar. Bu durumda ortaya çıkan hastalıklara “otoimmün hastalıklar” adını veriyoruz. 

Geçirgen bağırsak sendromuna ait bulgular nelerdir?

Değişik gıdalara karşı hassasiyetiniz varsa ve aşağıda sıraladığım şikayetlerden bazılarını uzun süreden beri yaşıyor olmanıza rağmen sorununuza bir türlü çare bulunamadıysa, sizde de geçirgen bağırsak sendromu akla gelmelidir.

- Şişkinlik, sindirim problemleri (kabızlık, ishal)

- Gıda duyarlılıkları

- Otoimmün reaksiyonlar

- Tiroid hastalıkları (Haşimoto, Basedow-Graves Hastalığı, hipotiroidi)

- İnflamatuvar bağırsak hastalıkları (ülseratif kolit, crohn hastalığı)

- İrritable Bağırsak Hastalığı (İBS)

- Romatoid artrit, eklem ağrıları

- Yorgunluk, bitkinlik, sık hastalanma

- Fibromiyalji

- Sebebi bulunamayan baş ağrıları ve migren

- Cilt belirtileri (akne, egzema, psoriazis, rozacea)

- Astım

- Kilo alma

- Metabolik sendrom

- Depresyon, anksiyete, irritabilite, panik atak

- Otizm, hiperaktivite bozukluğu

- Sık tekrarlayan enfeksiyonlar (sinüzit, idrar yolu enfeksiyonları, vajinitler)

Bağırsak geçirgenliği bozulmuş olan hastalarda emilim bozukluğuna bağlı olarak B12 vitamini, demir, çinko, magnezyum, iyot gibi birçok elzem besin unsuruna ait eksiklikler de sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. 

Bağırsak geçirgenliği neden bozulur?

Bağırsak geçirgenliğinin bozulmasına sebep olan faktörleri 4 ana başlık altında gruplandırabiliriz.

1- Beslenme yanlışları

2- Kronik stres

3- Toksik sebeplere aşırı maruz kalma

4- Bağırsak flora bozukluğu 

1- Beslenme yanlışları: Bağırsak geçirgenliğinin bozulmasına yol açan en önemli unsurları sıralayacak olursak bunlar lektinler, fitatlar, gluten, kazein, laktoz ve basit şekerlerdir.

Lektinler (Wheat Germ Agglutinin-WGA) başta tahıllar olmak üzere bakliyatlar, soya, pirinç vs. gibi daha başka birçok gıdada bulunan protein yapısındaki maddelerdir. Az miktarda tüketildiğinde sorun yaratmayan bu madde fazla miktarda ve devamlı tüketildiğinde problem yaratabilmektedir.  Hibrit ve GDO’lu ürünlerde daha fazla lektin olduğunu biliyoruz. Lektin içeren bakliyat ve tahıllar uzun süre suda ıslatıldığında, filizlendirildiğinde ya da fermente edildiğinde bu ürünlerin içindeki lektin ve fitatların önemli oranda azaldığı yapılan araştırmalarda gösterilmiştir.

" Geçirgen Bağırsak Sendromu, düşündüğünüzün çok ötesinde sağlık problemlerine yol açabilen ve her organı etkileyebilen bir sendromdur. "

Fitat ve lektinler dışında, bağırsak geçirgenliğini bozan bir diğer etken de glutendir. Glutenin buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan bir protein olduğunu daha önce yazdığım “Gluten nedir? Hangi Hastalıklara Yol Açar?” başlıklı yazımda ayrıntılı olarak anlatmıştım. Buğday hem gluten, hem de lektin ve fitat içeren bir besin olması ve yaygın olarak tüketilmesi münasebetiyle bağırsak geçirgenliğinin bozulmasına olumsuz etkisi olan en önemli gıda unsurudur. Bakteriyel fermentasyon işleminin besinlerdeki fitat, lektin ve gluteni parçaladığını daha önce söylemiştim. Hamurun doğal ekşi mayayla mayalanmasının buğdayın içeriğindeki bu maddeleri ciddi oranda azalttığını daha önce “Ekşi Mayanın Sağlığımız İçin Önemi” başlıklı yazımda ayrıntılı olarak anlatmıştım. Sanayi tipi mayayla üretilen ekmeklerde bakteriyel fermentasyon olmadığı için buğdayın içindeki lektin, fitat ve gluten, olduğu gibi ve yoğun bir şekilde bağırsaklara girmekte ve bağırsak sağlığını olumsuz olarak etkilemektedir. Toplumumuzun beslenmesinde ekmeğin ve unlu mamüllerin ne kadar büyük bir yer tuttuğunu söylememe gerek yok. Tüketilen ekmeğin rafine beyaz un ve sanayi tipi mayayla üretildiğini düşündüğünüzde geçirgen bağırsağa ait şikayetlerin toplumumuzda ne kadar yaygın olabileceğine dair bir öngörünüz oluşacaktır. 

Bağırsak geçirgenliğine sebep olan bir diğer gıda unsuru da süttür. Doğaya baktığımızda hiçbir canlının annesinin memesinden kesildikten sonra hayatının geri kalanında ana besin öğesi olarak süt tüketmediğini görürüz. Daha da ilginci, doğada hiçbir canlı mecbur kalmadıkça kendi annesinin sütü dışında, başka bir canlının sütünü de tüketmemektedir. Aslında her türün sütü kendi yavrusunun ihtiyacına göredir. Doğada yaşamı boyunca başka bir türün sütünü tüketen tek canlı insandır. Sütte bulunan ve bağırsak geçirgenliğine sebep olan en önemli öğe A1 kazeindir. Holsteincinsi inekler ıslah edilmiş türlerdir ve A1 inek olarak adlandırılırlar.  Bu ineklerin sütünde beta kazein A1 vardır. Eski tür inekler ise örneğin Jersey, Guernsey ve Anadolu’daki yerli türler A2 inek olarak bilinir ve sütlerinde beta kazein A2 bulunur. Amerika, Avustralya, Yeni Zelanda ve çoğu Avrupa ülkesi Holstein cinsi A1 türü, siyah beyaz ineklerden elde edilen sütü tüketirken, Asya, Afrika ve bazı güney Avrupa ülkeleri ise eski inek soylarından gelen, Jersey ve Guernsey gibi A2 türü ineklerinden elde edilen sütü tüketmektedir. A1 kazeinin sindirimi A2 kazeine göre daha zordur. A1 inek sütü tüketimi ile ateroskleroz, kalp hastalığı ve tip 1 diyabet arasında güçlü bir ilişki olduğu birçok çalışmada saptanmıştır. O yüzden A1 ineklerin sütü yerine A2 ineklerin sütü, ayrıca keçi ve koyun sütü tüketilmelidir. Ayrıca UHT işlemine (Ultra High Temperature- Çok Yüksek Isı) maruz kalan sütlerin içindeki önemli enzimler de yok olmaktadır. Bu enzimlerden bir tanesi de “laktazdır”. Laktaz, süt şekeri olan laktozu sindiren enzimdir. Belli bir yaştan sonra insanların sindirim sisteminde laktaz enzimi yapılamamaktadır. Isıl işleme maruz kalan sütün içindeki doğal laktaz da kaybolduğu için inek sütünün içindeki laktozun pek çok insanda sağlıklı bir şekilde sindirilemediğini rahatlıkla söyleyebilirim. A2 sütün içindeki kazein A1 süte göre daha kolay sindirilmekte, ancak her ikisi de laktoz içermektedir. Bütün bu sebeplerden dolayı sütü doğrudan tüketmek yerine mayalayarak tüketmenin daha sağlıklı olduğunu, altını çizerek vurgulamak isterim (yoğurt, kefir ve doğal şirden mayasıyla mayalanmış peynir). Süt mayalandığında maya bakterileri tarafından sindirilerek bambaşka bir ürün haline gelmektedir. Peynir, mayalı bir süt ürünü olarak kabul edilse de maalesef ülkemizde üretilen peynirlerin çok büyük kısmı doğal şirden mayasıyla değil, sanayi tipi mayayla üretilmektedir. Fabrikasyon mayayla üretilen bir peynirle, şirden mayasıyla üretilen gerçek peynirin arasındaki fark, tıpkı fabrikasyon ekmekle, doğal ekşi mayayla yapılmış ekmek arasındaki fark gibidir. Doğal bakteriyel maya kullanılmadığı için peynirin içindeki kazein ve laktoz yeterince sindirilememekte ve yenen bu ürünler bağırsak hücrelerinde soruna yol açmaktadır. 

Bağırsak geçirgenliğini bozan bir diğer gıda unsuru da şekerdir. Basit şekerler ve fruktoz şurubu olarak adlandırılan sanayi tipi yüksek fruktozlu, nişasta bazlı şeker de bağırsak geçirgenliğinin bozulmasının altında yatan en önemli sebeplerdendir. Şekerin bağırsaklarda kandida türü, kötü huylu maya mantarlarını besleyerek uzun dönemde bağırsak geçirgenliğinin bozulmasına sebep olduğunu biliyoruz. Bağırsaklar kötü huylu bakterilerin istilasına maruz kaldığında bu bakterilerin ürettiği “ekzotoksinler” bağırsak epitel hücrelerini tahrip ederek leaky gut tablosuna yol açabilmektedir.  

2- Kronik stres: Kronik stresin bağışıklık sistemini zayıflatan önemli bir sebep olduğunu daha önce kaleme aldığım “Stresi ve Kortizol Salınımını Kontrol Altına Almanın Püf Noktaları Nelerdir?” başlıklı yazımda ayrıntılı olarak anlattığım için bu konunun detaylarına burada bir kere daha girmeyeceğim.  

3- Toksinler: Her gün onlarca toksik kimyasala maruz kalıyoruz. Bağırsak geçirgenliği üzerine olumsuz etkisi olan sebepleri sıraladığımızda en başta gelenler antibiyotik ve antienflamatuvar ilaçlar, gıdalardaki zirai ilaç kalıntıları, içme sularındaki klor ve diğer ağır metal kalıntıları, kimyasal gıda katkıları ve kozmetik ürünlerin içindeki toksik maddelerdir. Ayrıca bağırsakta yerleşmiş olan kötü flora bakterilerinin salgıladıkları toksinler de vücudu sinsi bir şekilde zehirleyebilmektedir. Bu etkenlerden korunmak için gereken dikkat gösterilmelidir. Daha önceden vücutta birikmiş olan toksinlerden kurtulmak için ise uygun yöntemlerle detoks yapılmasını öneriyorum. Kliniğimizde hastalığın durumuna ve hastanın ihtiyacına göre değişik detoks protokollerini başarı ile uygulamaktayız. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek için "Kronik Toksisitede Detox ve Şelasyon Yöntemleri" başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.  

4- Bağırsak flora bozukluğu (disbiyozis): Bağırsak florasının daha doğumdan itibaren oluştuğunu biliyoruz. Sezaryenle doğan ve/veya anne sütü almayan ve bebeklik çağında uzun süreli ve yüksek dozda antibiyotik kullanılan çocukların bağırsak floraları daha o yaşlardan itibaren bozulmaktadır. Daha sonra devam eden yanlış beslenme davranışları, kimyasal katkılar vs. gibi birçok sebeple de flora bozukluğu devam etmektedir. Bağırsak florası ile ilgili daha önce çok sayıda yazı yazdığım için bu konuyu burada kesiyorum. Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek için yazımın sonundaki linklerden ilgili makalelere ulaşabilirsiniz.

Geçirgen bağırsak sendromu tanısı nasıl konur?

Konu hakkında bilgisi olan tecrübeli bir hekim, hastanın anamnezine ve fizik muayene bulgularına göre bu tanıyı koymakta çoğu zaman herhangi bir zorluk çekmez.  Bu hastalığın tanısını koymak için kullanılan değişik testler olsa bile bunlar rutine girmemiştir ve maliyeti yüksek olan tetkiklerdir. Bu testler aşağıda sıralanmıştır.

1- Zonulin-Laktuloz testi  

2- Bağırsak flora analizi

3- Organik asit tetkiki, vitamin ve mineral eksikliklerinin taranması 

Geçirgen bağırsak sendromunu düzeltmek için neler yapılmalıdır?

Kliniğimizde leaky gut için aşağıda sıraladığımız 4 basamaklı tedavi yaklaşımını kullanıyoruz. Her basamağın baş harflerini bir araya getirerek bu tedavi yaklaşımını kısaca EDOP olarak adlandırıyoruz.

1- Engelle: Bağırsağı tahrip eden tüm sebepleri engelle/ortadan kaldır.

2- Değiştir: Sağlıksız gıdaları sağlıklı gıdalarla değiştir.

3- Onar: Gerekli destek unsurları ile tahrip olan bağırsağı onar.

4- Probiyotikle destekle: Bozulmuş olan bağırsak florasına uygun probiyotik desteğini yap.

Geçirgen bağırsak için beslenme tavsiyeleri nelerdir?

Et ve kemik suyu: Kemikli et suyunun içindeki kollajen, prolin, glisin, kondroitin sülfat, glukozamin gibi maddeler, hasarlı bağırsak duvarının onarımına yönelik güçlü bir besin desteği olarak kabul edilmektedir. Bu konuda detaylı bilgi edinmek için daha önce kaleme aldığım “Kemik Suyunun Faydaları” başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Fermente sebzeler ve fermente süt ürünleri: Turşu geleneksel Türk mutfağında yer alan sağlıklı bir fermente gıdadır. İçerdiği organik asitlerle hem sindirim sisteminin pH’ını dengeler, hem de probiyotik içeriğiyle bağırsakta sağlıklı floranın yerleşmesine katkıda bulunur. Fermente sebzeler, içerdikleri sağlıklı lifler sayesinde aynı zamanda prebiyotik etki de gösterirler. Dikkat edilmesi gereken önemli husus ise turşunun ev yapımı olmasıdır. 

Fermente süt ürünleri dendiğinde akla hemen yoğurt ve kefir gelmektedir. Bağırsak mukoza hücreleri enerji ihtiyaçlarını  “kısa zincirli yağ asitlerinden” karşılarlar. Her iki besin de içerdiği kısa zincirli yağ asitleri ve doğal probiyotikler ile bağırsak duvarındaki tahribatın onarılmasına destek olabilecek gıdalardandır. Burada da yine dikkat edilmesi gereken husus, hem yoğurdun, hem de kefirin ev yapımı olmasıdır. Marketten alınan kefir ve yoğurdun ev yapımı olan kadar faydalı olmadığını bilmenizi isterim.

Eğer hastada “histamin intoleransı” varsa gerek fermente sebze, gerekse fermente süt ürünlerinin tedavide yer almaması gerektiğini de, bu vesileyle, altını çizerek vurgulamak isterim. 

Sağlıklı yağlar: Yağlar hücre zarının yapımında kullanılan en önemli yapı taşlarındandır.Bağırsak hücrelerinin onarılması için sağlıklı yağlar olmazsa olmaz bir unsurdur. Bu amaçla zeytinyağı, merada otlayan hayvanların sütlerinden elde edilen saf tereyağı ve kaymak, yine bu hayvanların etlerindeki yağ ve kuyruk yağı, yağlı meyvelerden olan Hindistan cevizi yağı ve avokado sağlıklı yağ kaynağı olarak tüketilmelidir.

Yine yapı taşı olarak kullanılan esansiyel yağ asitlerinden olan omega-3 yağ asitleri de bağırsak tamiratı için gerekli olan besin unsurlarındandır. Özellikle soğuk sularda yaşayan deniz balıkları omega-3 yağ asitlerinden zengindir. Eğer yeterince balık tüketilemiyorsa kaliteli markaların omega-3 desteklerinden de istifade edilebilir.

Sağlıklı lifler: Geçirgen bağırsak şikayeti olan hastalar için sağlıklı lif alımı da önemli bir noktadır. Bağırsaktaki tahribatın durumuna göre lif alımı ayarlanmalıdır. Turşu, buharda pişirilmiş sebzeler, zeytin, avokado ve Hindistan cevizi gibi yağlı meyveler sağlıklı lif kaynağı olarak tüketilebilir.

Destek ürünler: İlaç yerine öncelikle doğal besin unsurlarından faydalanmanın daha doğru bir seçim olacağını belirtmek isterim. Ancak gerekli olan bazı vakalarda probiyotik kapsüller, sindirim enzimleri ve seçilmiş ağır vakalarda da L-glutamin amino asit preparatları geçirgen bağırsak hastalığı olanlarda kullanılabilecek destek ürünlerindendir.

08.Ocak.2017 Yazarlar: Op.Dr. Tayfun Balım Beyin Cerrahisi uzmanı, Dr. Gökşin Balım İç Hastalıkları-Dahiliye Uzmanı

 

KONU İLE İLGİLİ ÖNERİLEN DİĞER YAZILARIMIZ İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERE TIKLAYINIZ:  

1- Bağırsak florasının önemi

2- Probiyotik, Prebiyotik ve Sinbiyotik nedir? Sağlığımız İçin Neden Önemlidir?

3- Histamin İntoleransı…Geçmeyen Bazı Şikayetlerinizin Altındaki Gizli Sebep Olabilir

4- Stresi ve Kortizol Salınımını Kontrol Altına Almanın Püf Noktaları Nelerdir?

5- Gluten nedir? Hangi Hastalıklara Yol Açar

6- Ekşi Mayanın Sağlığımız İçin Önemi

7- Mide ve Bağırsak Hastalıkları

8- Otoimmun Hastalıklar

9- Fibromiyalji Sendromu

 

Yasal Uyarı: Bu makale özgün bir yazı olup telif hakkı yazarlara aittir. Kopyalanarak başka mecralarda kullanılması durumunda hukuki yollara başvurulacaktır. Kopyalanmadan sayfamıza link verilebilir.

Kaynakça ve Referansları Göster
Diğer Okuyucu Yorumları
Test

Form Gönderimi

Tamam

Bizi takip edin
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için , e-posta adresinizi
yazarak web sitemize ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
İLETİŞİM
  • Tunus Caddesi Tokgözoğlu Apt. 63/2 Kavaklıdere / ANKARA
  • +90 (312) 426 11 81
    +90 530 305 14 22
  • balimklinik@yahoo.com
Web sitemizdeki yazılar bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Tedavi yerine geçmez. İnternetteki bilgilere dayanılarak yapılan bilinçsiz uygulamalar ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Lütfen tedavinizin yönetilmesi için bir hekime başvurunuz.
Web Tasarım Teknobay.