PAYLAŞ

Günde Bir Aspirin Kalp Krizi ve Felci Gerçekten Önler Mi?

Bu makale 46289 kişi tarafından görüntülenmiştir.

Bu makale aspirinin “primer korunma” olarak adlandırılan, kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu ilaç olarak kullanılması ile ilgili tartışmalara açıklık getirmek amacı ile yazılmıştır. Atrial fibrilasyon, kalp yetmezliği, kalp kapak hastalığı ve stent uygulanmış olanların yanı sıra by-pass ve kapak ameliyatı geçirmiş olan hastaların tedavisinde aspirin kullanılması ise “tersiyer korunma” olarak adlandırılır ve bu konunun kapsamı dışındadır. Bunun altını çizerek özellikle vurgulamak isterim.

Öncelikle primer (birincil) korunmayı açıklayalım. Kişide hastalık biyolojik olarak başlamadan önce söz konusu hastalığın görülmesini önlemek için alınan önlemlere primer korunma diyoruz. Örneğin çevredeki olumsuz etkenlerin yok edilmesi veya bu etkenlere insanların maruz kalmasının önlenmesi, aşılama, iyi beslenme, kazaları önlemek için alınan önlemler, sigara içmemek, kişisel hijyen kurallarına uymak ve hastalık gelişmesini engellemek amacıyla bazı ilaçların kullanımı primer korunma kavramı çerçevesinde değerlendirilir. Kardiyovasküler hastalıklardan korunma amacıyla aspirin kullanımı da primer korunma olarak kabul edilmektedir.

Sekonder (ikincil) korunma, hastalıkların belirtisiz dönemlerinde ya da belirtilerin hafif olduğu dönemlerinde teşhis edilerek tedavi edilmeleridir. Aspirinin akut koroner sendrom (kalp krizi, kararsız angina pectoris vs) esnasında kan pıhtılaşmasının önlenmesi amacıyla kullanılması sekonder korunma olarak kabul edilmektedir.

Tersiyer (üçüncül) korunma ise hastalığın klinik bulgu ve belirtilerinin ortaya çıkışından sonra, hastaların en iyi şekilde tedavisi gibi hizmetleri kapsar. Kalp krizi ve felç geçirmiş, atrial fibrilasyon, kalp yetmezliği, kalp kapak hastalığı ve stent uygulanmış olanların yanı sıra by-pass ve kapak ameliyatı geçirmiş olan hastaların tedavisinde aspirin kullanılması tersiyer korunma olarak değerlendirilir.

Dünyada ve ülkemizde her yıl milyonlarca insan kalp ve damar sistemi hastalıkları (kalp krizi ve felç) nedeniyle ölmektedir.  Son 20-30 yıldan beri kalp hastalıkları ve felçlerden korunmak amacıyla her gün bir adet aspirin alınması tavsiye edilmektedir. Aspirin güvenli, etkili bir ilaç olarak kabul edilmekte ve bu tavsiyeye uyan milyonlarca insan her gün aspirin kullanmaktadır. Ancak yapılan klinik çalışmaların sonucunda geldiğimiz bugünkü noktada kalp krizi veya inme geçirmemiş kişilerde, aspirinin kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyuculuğu tartışılmaya başlanmıştır. Bu konuyu ele alan ABD Gıda ve İlaç İdaresinin (FDA) aspirin konusunda son uyarısı şöyledir; FDA “primer koruma” olarak adlandırılan kalp hastalığı, kalp krizi veya felç geçirmemiş kişilerin önleyici ilaç olarak aspirin kullanmasının bu hastalıkların ortaya çıkış oranını düşürmediğini açıklamıştır. Ayrıca aspirin kullanımına bağlı olarak beyin ve mide kanaması riskindeki artışın da göz ardı edilemeyeceğini ifade etmektedir(1),(2). Düşük doz aspirin alan hastaların yüzde 10’unda daha önce herhangi bir belirti olmasa da peptik ülser gelişmektedir. Ailede kalp hastalığı öyküsü olsa bile aspirin kullanılmasının gerekli olmadığı ifade edilmektedir. FDA kaynaklarında “Aspirin kullanımını destekleyen kanıtların son on yıl içinde zayıflaması ile düşük doz aspirinin yararından çok zararının olabildiği görülmektedir” şeklinde bir ifade kullanılmıştır.

Aspirinin 100 yıldan uzun bir süreden beri kullanılıyor olması zararsız olduğu anlamına gelmemelidir. Bilakis uzun süredir kullanılıyor olması yan etkilerinin bu süre içinde daha rahat tespit edilebilmesini kolaylaştırmıştır. Son yayınlarda cinsiyet ne olursa olsun, diyabet ya da başka kardiyovasküler hastalık riski olsun ya da olmasın, aspirin kullanımının önleyici ilaç olarak primer korunmada başarılı olmadığı ifade edilmeye başlanmıştır. Aspirin ucuz bir ilaç olarak bilinir ve neredeyse her evde 1 kutu bulundurulur. Ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak 1-2 tane kullanılması çok büyük bir sorun yaratmaz. Ancak uzun yıllar, hatta ömür boyu düzenli olarak kullanılması günümüzde tartışılır hale gelmiştir. Aspirinin üreticisi olan firma geçtiğimiz yıllarda FDA’e başvurarak aspirinin kalp krizini önlediği ibaresinin etikete de yazılmasını ve ilacın herkes tarafından da düzenli olarak kullanılmasının desteklenmesi konusunda istekte bulunmuştur. Aspirinin ağrı kesici, ateş düşürücü olarak kullanılmasının dışında primer korunma amacıyla uzun süreli kullanımının desteklenmesi tabii ki üretici firmanın karını artıracaktır. Bayer firması geçen yıl yalnızca aspirin satışından dolayı yaklaşık 1.3 milyar dolar gelir elde etmiştir.

Aspirin Kardiyak Olayların İlerleyişini Gizleyebilir mi?

İngiltere'deki Hull Üniversitesi'nde kardiyoloji profesörü olan Dr. John GF Cleland, 10 yıl kadar önce British Medical Journal’da (4) kalp krizinin önlenmesinde aspirin tedavisinin etkinliği üzerine şüphelerini dile getiren bir makale yazdı. Bu çalışmada kardiovasküler risk altında bulunan 100.000 den fazla hasta incelendiğinde aspirin tedavisinin kardiyovasküler hastalıkları önleyici özelliğinin olmadığının tespit edildiği vurgulanmaktadır. Aksine, aspirin kullanımı ile vasküler olayların ortaya çıkış biçiminin değiştiği, aspirin kullanan hastalarda ölümle sonuçlanmayan olayların sayısının azaldığı ve şaşırtıcı bir şekilde ani ölümlerin sayısında artış görüldüğü tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda elde edilen bulgulara göre aspirinin kardiyovasküler olayların ilerleyişini maskeleyebileceğine dair şüpheler olduğu ifade edilmektedir. Bu çalışma aspirinin etkinliği konusundaki şüphelere dikkat çekerek daha önce yapılan ve aspirinin faydalarını savunan “Touting” gibi çalışmaları tartışmaya açmıştır.

Çalışmalar Aspirinin Kalp Krizini Önleme Etkinliğini Tartışmaya Açmaktadır.

Aspirinin yarardan çok zarar verebileceğini gösteren bazı çalışmalar aşağıda kronolojik olarak yer almaktadır.

- American Heart Journal 2004; Aspirin tedavisi gören hastalarda, özellikle kalp yetmezliği gibi olumsuz kardiyak sonuçlar görülmüştür (26).

- New England Journal of Medicine 2005; Harvard’da 10 yıl süren bir çalışmada aspirin kullanan yaklaşık 40.000 kadın hasta incelenmiş, kalp ataklarında ve kalp hastalıkları sonucu meydana gelen ölümlerde bir azalma görülmemiştir (7).

- British Medical Journal 2009 ; Aspirin kullanımı diyabetik hastalarda kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde bir fayda sağlamamıştır (8).

- Pharmacoepidemiological Drug Safety 2009; İsveçli araştırmacılar aspirin kullanan diyabetik hastalarda aspirinin net bir yararını saptamamışlar ancak kanama riskini ciddi olarak artırdığına dikkat çekmişlerdir (9).

- Journal of the American Medical Association 2010; İskoçyalı araştırmacılar aspirinin, kalp hastalığı riski yüksek olan sağlıklı asemptomatik bireylerde kalp krizi ve felçleri önlemeye yardımcı olmadığını ifade etmektedirler(10), (11).

- Journal of the American College of Cardiology 2010; Aspirin alan hastalarda kalp krizi tekrarlama oranında ve buna bağlı olarak gelişen kalp problemlerinde azalma görülmemiş aksine risk artışı tespit edilmiştir. Aspirin kullanan ve kullanmayan hastalar arasında mortalite açısından fark olmadığı görülmüştür (12).

- Expert Opinions in Pharmacotherapy 2010; 7374 hastada yapılan bir çalışmada aspirinin diyabetik hastalarda kalp krizi riskini azaltmadığı gösterilmiştir (13).

-Yukarıdaki çalışmalar haricinde aspirinin etkinliği ve yan etkileri konusunda çok sayıda kapsamlı çalışma mevcuttur (6).

Ancak aspirinin primer korumada kullanılmasını tartışmaya açan bu çalışmaların bir kısmında daha önce kalp krizi geçirmiş, stent takılmış, atriyal fibrilasyonu veya kalp yetmezliği olan hastalarda aspirin ve diğer antikoagulan (kan sulandırıcı) ilaçların kullanılması gerekliliğinin ortadan kalkmadığı da ifade edilmektedir. 

Yapılan çalışmalar aspirin kullanımının kalp krizi ve felç olasılığını azaltmadığını, buna mukabil yan etki görülme olasılığının ise yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Aspirin kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombosit adındaki kan hücrelerinin fonksiyonlarını bozarak kanamalara neden olmaktadır. Yapılan çalışmalarda uzun süre düşük doz aspirin kullanımının mide, bağırsak (gastrointestinal sistem) kanaması ve özellikle yaşlılarda da beyin kanaması riskini artırdığı bulunmuştur (14),(15).

Aspirin Gastrointestinal Sistem Mukozasını Tahrip Eder.

Düzenli düşük doz aspirin kullanımı gastrointestinal sistem mukozasını tahrip ederek duodenum (onikiparmak bağırsağı) ülseri, helikobakter pylori enfeksiyonu(16), Crohn hastalığı(17), divertikülit,  enflamatuvar bağırsak hastalıkları ve bağırsak perforasyonu riskini artırmaktadır. Düşük doz aspirin alan hastalarda, almayan kişilere göre daha fazla mide ülseri görüldüğü ifade edilmektedir. Çeşitli ülkelerde birbirinden bağımsız olarak yapılan çalışmalarda, uzun süreli düşük doz aspirin tedavisi alan hastalarda duodenum ülser kanaması, ince bağırsak ve gastro-duodenal hasar görülme olasılığının aspirin kullanmayanlara göre daha yüksek oranda görüldüğü bulunmuştur (18),(19),(20).

Her yıl 100.000 kişi aspirin ve diğer non-steroid antienflamatuvar ilaç kullanımının neden olduğu problemler nedeniyle hastaneye yatırılmakta ve 15.000 kişi hayatını kaybetmektedir. Aspirine bağlı ölümler eskiden beri bilinmektedir. 1918 yılında olan influenza salgınında yüksek doz aspirin kullanımının çok sayıda ölümlere neden olduğunu öne süren yayınlar vardır(21).  Aspirin toksisitesi akciğerlerde kanama ve sıvı birikimine neden olarak öldürücü olabilir(21). Hayvan deneylerinde grip tedavisinde aspirin gibi ateş düşürücülerin kullanılmasının ölüm riskini artırdığı bulunmuştur (22). Aspirinin vücutta C vitamini, E vitamini, folik asit, demir, potasyum, sodyum ve çinko gibi önemli mineral ve vitaminleri tükettiği ve melatonin üretimini bozduğuna dair çalışmalar da mevcuttur. Bu sorunlara ek olarak, uzun süreli aspirin kullanımı daha birçok sağlık sorunları ile ilişkilendirilmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz;      

- Kadınlarda ER / PR-negatif meme kanseri riskinde artma (23).

- Kronik böbrek yetmezliği ile sonlanabilen böbrek hasarı,

- Pankreas kanseri riskinin artması,

- Katarakt, maküler dejenerasyon(24), ve körlük,

- İşitme kaybı(25), kulak çınlaması. 

Kardiyovasküler Hastalıkların Önlenmesi 

ABD'de her üç ölümden biri kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle olmaktadır. Kalp krizi ve felçlerin aspirin kullanılmadığı için ortaya çıktığını düşünmek doğru değildir.  Bu hastalıkların asıl nedeni, kronik enflamasyondur. Kronik enflamasyona neden olan faktörlere uzun süreler maruz kalan insanlarda kardiyovasküler sistem, hormonal sistem, metabolizma ve özellikle de otonom sinir sistemi olumsuz etkilenir ve vücut sistemlerinin dengesi bozulur. Bunları önlemek için aspirin kullanımını tavsiye etmek yerine kronik enflamasyon ile savaşmak en doğru yoldur.

Peki, kronik enflamasyona yol açan faktörler nelerdir?

- İnsülin ve leptin direncine neden olan yanlış beslenme alışkanlıkları

- Hareketsiz yaşam ve düzenli egzersiz yapılmaması

D vitamini eksikliği

- Doğal yaşamdan uzaklaşma ve doğa ile ilişkinin azalması*

- İşlenmiş hazır gıdalar

- Trans yağlar, şeker ve unlu gıdalar. Özellikle mısırdan elde edilen früktoz isimli sanayi tipi tadlandırıcı tüketilmesi

Bağırsak flora bozukluğu

- Yapay tatlandırıcılar (aspartam vs)

- Gıdalara eklenen katkı maddeleri, aromalar, koruyucular

- Kimyasal gübre ve insektisit bulaşmış gıdalar

- GDO (Genetiği değiştirilmiş gıdalar)

- Omega-3 eksikliği

- Yeteri kadar su içilmemesi

 Konu hakkın da daha ayrıntılı bilgi için "Enflamasyon Nedir? yazımızı okumanızı öneririm.

Aspirinin bir ilaç olduğunu unutmamak gerekir. Kronik dejeneratif hastalıklar için ilaçların çözüm olmadığını görmek doğal yaşam ve holistik tıp ilkelerini kavramak ile mümkün olmaktadır. Vioxx (rofekoksib) isimli ağrı kesici ve antiromatizmal (romatizma ilacı) ilaçla ilgili geçmişte yaşanan vahim deneyimi burada bir kere daha hatırlatmak isterim. Bu ilaç yakın bir zaman öncesine kadar ülkemizde ve tüm dünyada, yaygın olarak kullanıldıktan sonra kalp krizine neden olduğu için apar topar piyasadan toplatılmıştır. Bu süre içerisinde ülkemizde bu ilacı kullananlarda ne gibi sorunların ortaya çıktığı ise bilinmemektedir.

Kardiyovasküler hastalıkların tedavisi ve korunma için izlenmesi gereken yol, öncelikle hastalığa yol açan, yukarıda bahsettiğimiz faktörleri ortadan kaldırmaktır. Bunun yanı sıra vücuttaki elzem olan unsurların eksikliklerinin de tamamlanması gereklidir. Böyle bir yol izlemek yan etkisi fazla olan aspirin ve benzeri ilaçları kullanmaktan çok daha güvenlidir. Kardiyovasküler hastalıklar ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi “Hipertansiyon" ve "Koroner Kalp Hastalıkları” yazımızda bulabilirsiniz.  

Tekrar vurgulamak isterim!! Atrial fibrilasyon, kalp yetmezliği, kalp kapak hastalığı ve stent uygulanmış olanların yanı sıra by-pass ve kapak ameliyatı geçirmiş olan hastaların tedavisinde aspirin kullanılması gerekliliği ortadan kalkmamıştır.

Batı tıbbı kronik hastalıkların etyolojisine yönelik bir yaklaşımda bulunmak yerine belirtileri baskılayan ilaçları kullanmakla yetinmektedir. Bu yaklaşım tarzı eksiktir ve başarısızlığa uğraması kaçınılmazdır. Nitekim kronik hastalıkların tamamına yakınında kalıcı bir sonuç alınamadığı artık herkes tarafından bilinmektedir. Holistik bakış açısına göre tedavi bir bütündür. Bu bütünün içinde yaşam şartları ve beslenmenin düzenlenmesi, vücudun dengesini bozan iç ve dış faktörlerin ortadan kaldırılması, egzersiz, doğal besin destekleri vs. gibi yaklaşımlar yer almaktadır. Bütün bunların yanı sıra hastaların hastalıkları konusunda bilgilendirilip eğitilmesi ve tedavi sürecine aktif olarak katılmasının sağlanması da kalıcı ve gerçek bir tedavi için çok önemlidir. Bu yaklaşım tarzının başarılı olması son yıllarda “kişiye özel tedavi” kavramını ön plana çıkarmıştır.

*Not: "İnsan Bedeninin Toprakla İletişimi...Grounding" konulu yazımda değindiğim gibi yerküre ile beden arasında gerçekleşen iyon alışverişi oksidatif stresi azaltarak kronik enflamasyonu önler. Kan hücrelerinin kümelenmesi engellenir, kanın akışkanlığı artar, pıhtılaşma eğilimi azalır ve bu şekilde kardiyovasküler hastalıklardan korunmaya katkı sağlanır.

25.Aralık.2015

 

Yasal Uyarı: Bu makale özgün bir yazı olup telif hakkı yazara aittir. Kopyalanarak başka mecralarda kullanılması durumunda hukuki yollara başvurulacaktır. Kopyalanmadan sayfamıza link verilebilir.

Diğer Okuyucu Yorumları
Test

Form Gönderimi

Tamam

Bizi takip edin
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için , e-posta adresinizi
yazarak web sitemize ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
İLETİŞİM
  • Tunus Caddesi Tokgözoğlu Apt. 63/2 Kavaklıdere / ANKARA
  • +90 (312) 426 11 81
    +90 530 305 14 22
  • balimklinik@yahoo.com
Web sitemizdeki yazılar bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Tedavi yerine geçmez. İnternetteki bilgilere dayanılarak yapılan bilinçsiz uygulamalar ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Lütfen tedavinizin yönetilmesi için bir hekime başvurunuz.
Web Tasarım Teknobay.