PAYLAŞ

Bağırsak Florasının Önemi

Bu makale 340153 kişi tarafından görüntülenmiştir.

 BAĞIRSAK FLORASININ ÖNEMİ

BAĞIRSAK FLORASI İLE İLGİLİ VİDEOLARIMIZI İZLEMEK İÇİN SAYFANIN SONUNA GİDİNİZ 

Modern tıbbın kurucusu Hipokrat “Bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır” demiştir. Maalesef günümüz modern tıbbı bağırsak flora bozuklukları ile hastalıklar arasındaki güçlü ilişkiye pek de önem vermemektedir.

Son yıllarda yapılan yeni araştırmalar Merkezi Sinir Sistemi olarak adlandırılan beyin ve omurilik yapıları ile bağırsaklar arasında güçlü bir bağlantı ve her iki yönde kuvvetli bir iletişimin +olduğuna işaret etmektedir. Sindirim sisteminin çalışmasını düzenleyen “enterik sinir sistemi”karın boşluğu içinde adeta bir haberleşme sistemi oluşturur. Bağırsaklar ve diğer karın içi organlarını yöneten enterik sinir sistemini “ikinci beynimiz” olarak adlandırmak pek de yanlış olmayacaktır. 

Birbirinden ayrı lokalizasyonlarda bulunan bu iki yapının arasındaki bağlantı ise beyin sapından çıkıp bağırsaklara kadar uzanan “vagus” siniri tarafından sağlanmaktadır. Vagus siniri iki yönlü çalışır. Yani beyinden bağırsaklara bilgi iletirken, bağırsaklardan da beyine doğru yoğun bir bilgi akışı olur. Son yapılan bilimsel çalışmalarda vagus sinirinin taşıdığı bilgilerin %80’den fazla bir kısmının aşağıdan yukarı yönde olduğu gösterilmiştir. Bu çok ilginç bir saptamadır. Karşılıklı iletişimde bilgi akışının daha çok bağırsaktan beyine doğru olması acaba bağırsaklar mı beyni yönetiyor sorusunu akla getirmektedir? Bu soruya evet cevabı vermek pek de yanlış olmayacaktır.

Yapılan araştırmalar obezite, osteoporoz, otoimmun hastalıklar, depresyon, alerjik hastalıklar, egzema, diyabet, metabolik sendrom, uyku bozuklukları ve diğer birçok kronik hastalıkta bağırsak florasının bozuk olduğunu (disbiyozis) gösteriyor.

Bağırsaklarımızın içinde yaşayan bakteriler bağırsak florasını oluşturur. Bunlar probiyotik bakterilerdir. Bu bakterilerin toplam sayısının 100 trilyondan fazla olduğu ifade edilmektedir. Bu sayı vücudumuzu oluşturan hücrelerin toplam sayısının 5 katından daha fazladır. Flora bakterilerinin toplam ağırlığı ise 1.5 kiloya yakındır. Bu bakterilerle vücudumuzun arasında karşılıklı bir alış-veriş ilişkisi devam ettirilmektedir. Yani bir anlamda bizim vücudumuzun içinde bizden olmayan ama vücudumuzla karşılıklı etkileşim içinde olan 1.5 kilogram ağırlığında başka canlı organizmalar yaşamlarını devam ettirmektedirler. . Flora bakterileri yüzlerce farklı türden oluşur. Bunların % 85 i faydalı bakterilerden oluşurken geri kalan %5-10’luk kısmı ise candida başta olmak üzere patojen zararlı bakteri ve mantarlardan oluşur. Flora sağlıklı ise, yani çoğunluk faydalı probiyotik bakterilerden oluşuyorsa bunlar zararlı bakteri ve mantarların sayıca artarak bağırsak florasına hakim hale gelmesine engel olur. Beslenme şekline bağlı olarak değişiklik gösteren bağırsaktaki bakteri popülasyonu, zihinsel ve bedensel sağlıkla yakından ilintilidir.

Bir gıdayı çiğneyip yuttuktan sonra bu gıdayı vücudumuza girmiş olarak kabul ederiz. Bu bir mantık yanılmasıdır. Sindirim sistemimizi ağızdan başlayıp anüste sonlanan bir boru sistemi gibi düşündüğümüzde bağırsak lümeni olarak adlandırdığımız bağırsaklarımızın iç boşluğu aslında vücudumuzun dış kısmıdır. Yediğimiz gıdalar bağırsak duvarından emildikten sonra vücudumuza girmiş olur. Bağırsağımızdan emilmemiş olan tüm artıklar vücudumuzun dış kısmında kalır ve bağırsaklarımız içerisinde ilerleyerek anüsten dışarı atılır. Bu mantıkla bakıldığında bağırsakların içini döşeyen epitel dokusunu bir anlamda vücudumuzun dış yüzeyini kaplayan bir mukoza dokusu olarak da değerlendirebiliriz. Ağız mukozası, akciğer mukozası,vajen mukozası, idrar yolu mukozası ve cildimiz gibi vücudumuzun dış ortamla irtibatta olan tüm açıklıklarında olduğu gibi bağırsak mukozasının da kendine has bir koruyucu florasının olması zorunludur. Bu flora bakterilerini vücudun giriş kapılarını koruyan bekçiler gibi de düşünebiliriz. Dokuların kendilerine has olan bu floralarının bozulması durumunda, bu bölgelerde patolojik olan bakteriler yerleşmekte ve hastalık etmenleri de bu yollardan kolaylıkla vücuda girebilmektedir. Bağırsak epitelinin vücudumuzun en büyük giriş kapısı olduğunu düşünürsek buradaki floranın bozulmuş olmasının ne ile sonuçlanacağını tahmin etmek çok zor değildir. 

Eğer bağırsaklarımızdaki flora sağlıklı bir flora ise vücudumuz için çok önemli olan birtakım fonksiyonları yerine getirir. Peki nedir bunlar?

Bağırsak florasındaki faydalı bakteriler yediğimiz gıdalardaki, protein, karbonhidrat ve yağları parçalayarak yapı taşlarına ayrıştırır ve bağırsak duvarından emilmeye hazırlarlar. Sindirim enzimlerinin (proteazlar, lipazlar, amilazlar, disakkaridazlar vb) sentezini artırırlar.

Bağırsak mukoza hücreleri enerji ihtiyacı için kısa zincirli yağ asitlerini kullanırlar. Faydalı flora bakterileri kısa zincirli yağ asitlenin sentezini gerçekleştirerek bağırsak mukozasının enerji ihtiyacını ve beslenmesini sağlarlar.

Her gün yediğimiz ve içtiğimiz birçok besin maddeleriyle birlikte vücudumuza birçok zirai ilaç ve toksin, kanserojen maddeler, bakteriler, mantarlar ve ağır metaller de alıyoruz. Flora bakterilerinin bağırsak epiteli üzerinde oluşturduğu tabaka adeta bir süzgeç veya filtre gibi görev görerek bağırsak geçirgenliğini kontrol eder ve vücudumuzun giriş kapısının bekçiliğini yapar. Bu sayede gıdalarla aldığımız zararlı unsurların vücuda geçmesi engellenir.

Bağırsak flora bakterileri bazı vitaminlerin (K2, B1, B2, B3, B6, B12, folik asit, biyotin ve pantoteik asit) sentezini yaparak ve emilimlerini sağlayarak homeostazisin devamını sağlarlar.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek hastalıklara karşı direnci artırır.

Bağırsak hücrelerinden mediyatör adı verilen bir takım kimyasalların salgılanmasını etkileyerek psikolojik durumumuz üzerinde de çok ciddi etkilerde bulunur.

Yukarıda bağırsak florasının bağışıklık sistemini etkilediğinden bahsettim. Peki bu nasıl oluyor?

Bağışıklık sisteminin ana merkezinin bulunduğu yer sindirim sistemimiz, dolayısı ile de bağırsaklarımızdır. Sindirim sistemi lenf dokusu yönünden çok zengindir. Birçok bağışıklık hücresi karın boşluğunda yerleşmiş olan organlar sayesinde üretilir. Bağırsakta yaşayan flora bakterileri ile bağışıklık hücreleri arasında kuvvetli bir ilişki ve bağlantı vardır. Bağırsak florasının bozuk olması, bağırsak geçirgenliğini de bozacağı için tam sindirilmemiş besin unsurları, yabancı proteinler ve toksik maddelerin sürekli ve yoğun bir şekilde vücuda girmesi sonucunda bağışıklık sistemi aşırı olarak uyarılır. Aşırı uyarılmış olan bağışıklık hücrelerinin bir müddet sonra kendi doku proteinlerine karşı saldırıya geçmesi sonucunda da otoimmün hastalıklar dediğimiz birçok hastalık ortaya çıkar. Haşimato tiroiditi, çölyak hastalığı, ülseratif kolit, otoimmun gastrit, romatoid artrit, multipl skleroz, psöriazis (sedef hastalığı) gibi hastalıklar bu hastalıklara örnek olarak verilebilir. Ayrıca gıda entoleransları ve besin alerjilerinin altında yatan sebep de budur. 

Gelelim bağırsak florası ile psikolojik durum ve beynimiz arasındaki bağlantıya. Bağırsaklarda 30 çeşitten fazla nöromediyatör üretilmektedir. Nöromediyatör dediğimiz vücut kimyasalları sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan maddelerdir. Yani başka bir deyişle sinir hücrelerinin birbirleriyle haberleşmesini sağlayan kimyasal maddelerin büyük bir çoğunluğu bağırsaklarda sentezlenir. Çok ilginç değil mi? Bu maddelerden biri de serotonindir. Vücutta üretilen tüm serotoninin %80’den daha fazla bir kısmı bağırsakta sentezlenir. Serotoninin yaygın olarak bilinen adı “mutluluk” hormonudur. Serotonin eksikliğinin sebep olduğu hastalıklardan birisi depresyondur. Batı tıbbı bakış açısıyla depresyona yaklaştığımızda depresyonun tedavisi için serotonini artıran bir ilaç vermenin sorunu çözdüğüne inanılır. Neden serotonin maddesinin düşük olduğuna ise pek de önem verilmez. Devamlı ilaç kullanılarak serotonin seviyesi yükseltilmeye çalışılır ama kökenindeki sebep düzeltilmediği için cevap yüz güldürücü olmadığı gibi ilaç bırakıldığı anda da hastalık belirtileri tekrarlar. Halbuki bağırsak florasının düzeltilmesi ile kökendeki asıl sebep ortadan kaldırıldığında depresyon için ilaç kullanmaya bile gerek kalmayacaktır. Görüldüğü gibi sindirim sistemimizdeki bir karmaşa ruh halimizi de “ekşitebiliyor”.

Şekerli ve unlu besinler, yağsız beslenme, antibiyotik kullanımı, oral kontraseptifler (doğum kontrol hapları), menapoz tedavisinde kullanılan hormonlar, romatizma ilaçları, ağrı kesiciler, mide asidini gideren ilaçlar (proton pompa inhibitörleri ve H2 reseptör blokerleri,antiasitler), klorlu su, deterjan bulaşığı olan kaplar ve mutfak gereçleri, gıda katkı maddeleri ve gıda boyaları, hormonlu ve zirai ilaç bulaşığı olan sebze ve meyveler, hormon ve antibiyotik verilen hayvan ürünleri, kortizonlu ilaçlar, alkol kullanımı, tetkik öncesi kullanılan bağırsak temizleyici ilaçlar, kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları bağırsak florasını tahrip eder.

Bağırsak florası bozukluğunun neden olduğu hastalıkların başlıcaları şunlardır.

Obezite, kabızlık, kronik ishal, irritable bağırsak sendromu (spastik kolon), aşırı gazlanma, gastrit, gluten ve diğer gıda entoleransları, baş ağrısı, hipertansiyon, kronik yorgunluk, fibromyalji, sık tekrarlayan sebepsiz enfeksiyonlar, osteoporozotoimmun hastalıklar (haşimato tiroiditi, ülseratif kolit, çölyak hastalığı, Tip1 diyabet, Basedow Graves hastalığı, multiple skleroz, romatoid artrit, otoimmun gastrit vb) alerjik hastalıklar (ürtiker- dermatit, allerjik astım, alerjik rhinit), sedef hastalığı (psöriazis), öğrenme bozuklukları, kişilik bozuklukları, otizm, dikkat eksikliği, depresyon

Çok yaygın olarak görülen ancak bağırsaklarla ilişkili olduğu çoğunlukla bilinmeyen veya gözden kaçırılan bu sağlık problemlerinin çözümünde kişinin bağırsak florasının düzeltilmesinin çok önemli olduğunun altını çizerek bir kez daha vurgulamak isterim.

Biz kliniğimizde hastalarımızı tedavi ederken bağırsak florasının düzenlenmesine büyük önem veriyoruz. Bu amaçla florayı tahrip eden faktörleri başta beslenme yanlışları olmak üzere düzeltirken bağırsaklarda sağlıklı floranın yeniden oluşumunu sağlamak için doğal ürünlerden faydalanma konusunda hastalarımızı eğitip bilgilendirerek ilaç kullanmadan, sağlıklı ve kalıcı bir bağırsak florası oluşturmanın yollarını öğretiyoruz. Mutfak Atölyesi” adını verdiğimiz eğitim toplantıları, birebir görüşmeler, yazılı ve görsel materyaller yoluyla doğal probiyotik ve prebiyotik içeren besin öğeleri ve fermente ürünlerin üretim tekniklerini hastalarımıza öğretiyoruz.

BAĞIRSAK FLORASI 1.BÖLÜM

BAĞIRSAK FLORASI 2.BÖLÜM

25.Ağustos.2015

 

KONU İLE İLGİLİ DİĞER YAZILARIMIZ İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERE TIKLAYINIZ

1- Prebiyotik, Probiyotik, Sinbiyotik Nedir? Sağlığımız İçin Neden Önemlidir

2- Leaky Gut (Geçirgen Bağırsak sendromu)

 

Yasal Uyarı: Bu makale özgün bir yazı olup telif hakkı yazarlara aittir. Kopyalanarak başka mecralarda kullanılması durumunda hukuki yollara başvurulacaktır. Kopyalanmadan sayfamıza link verilebilir.

Kaynakça ve Referansları Göster
Diğer Okuyucu Yorumları
Test

Form Gönderimi

Tamam

Bizi takip edin
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için , e-posta adresinizi
yazarak web sitemize ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
İLETİŞİM
  • Tunus Caddesi Tokgözoğlu Apt. 63/2 Kavaklıdere / ANKARA
  • +90 (312) 426 11 81
    +90 530 305 14 22
  • balimklinik@yahoo.com
Web sitemizdeki yazılar bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Tedavi yerine geçmez. İnternetteki bilgilere dayanılarak yapılan bilinçsiz uygulamalar ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Lütfen tedavinizin yönetilmesi için bir hekime başvurunuz.
Web Tasarım Teknobay.