PAYLAŞ

Metilasyon Bozukluğu... Kronik Hastalıkların Biyokimyasal Nedeni - 2. BÖLÜM

Bu makale 122003 kişi tarafından görüntülenmiştir.

DrTayfun Balım Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı İKİNCİ BÖLÜM Dr. Gökşin Balım İç Hastalıkları - Dahiliye Uzmanı 

Bu yazıyı okumadan önce "BİRİNCİ BÖLÜM"ü okumanızı öneririm

Metilasyon bozukluğu nasıl tespit edilir? 

Son yıllarda metilasyonun genel sağlık üzerindeki önemi ve kronik hastalıklarla ilişkisi daha iyi anlaşılmaya başladıkça başta MTHFR geni olmak üzere metilasyonda rol oynayan diğer genlere yönelik olan genetik testler de daha sık olarak yapılmaya başlanmıştır. Bu genetik testler bilinçli bir değerlendirmeye tabi tutulmaksızın hasta hakkında karar verilirse tedaviye yönelik çok önemli yanılgılara yol açabilmektedir. Metilasyonda rol oynayan genlerden bir veya birkaçında mutasyon olmasının mutlaka metilasyon sorunu olduğu anlamına gelemeyeceğini  birinci bölümde ayrıntılı olarak açıklamıştık. Tesadüfen tesbit edilen bir gen mutasyonu sebebiyle hastanın klinik bulgularını tam olarak değerlendirmeden ve gerçekten metilasyon problemi olup olmadığı irdelenmeden metil takviyesi kullanmak hastalara fayda yerine zarar verebilmektedir. Çünkü gen mutasyonu tespit edilmiş olsa bile, genetik testler fonksiyonel olarak metilasyon kapasitesini göstermez. Sadece genetik testlere dayanılarak metilasyon eksikliği var diyebilmek mümkün değildir. MTHFR gen mutasyonu olan insanların bir kısmı tamamen normal metilasyona sahip olabilirken diğer taraftan, metilasyonda rol oynayan genlerinde mutasyonu olmayan bir kişinin ise ciddi bir metilasyon dengesizliği olabilmektedir. Bu söylediklerimizden genetik testler anlamsızdır sonucunu çıkarmanızı istemeyiz. Genetik tetkikler endikasyonlu yapıldığında kesinlikle yararlıdır. Ancak bu tetkiklerle birlikte  fonksiyonel metilasyon belirteçlerini de mutlaka dikkate almak gerekmektedir. Düşük serum folat, düşük serum B12, yüksek serum ve idrar MMA ve yüksek serum homosistein düzeyleri, serum histamin seviyesi, eritrosit içi folat düşüklüğü metilasyonun fonksiyonel olarak bozukluğu hakkında dolaylı bazı fikirler verebilir. Ancak yine de bu testler metilasyon kapasitesinin tümünü gösterecek düzeyde yeterli değildir. Metilasyon kapasitesini tespit edebilmek için okside glutatyon, indirgenmiş glutatyon, SAM-e (metil donörü) ve SAH (metilasyon inhibitörü) düzeyleri ve bunların birbirine olan oranlarının belirlendiği “Metilasyon Döngüsü Paneli” adı verilen testlerin yapılması da gerekebilmektedir. Metilasyon döngüsü panelinde yer alan bu testler maalesef henüz ülkemizde yapılamamaktadır. Laboratuvar testleri hastanın metilasyon kapasitesi hakkında kabaca bir değerlendirme yapılabilmesine yardımcı olsa bile yine de kesin bir sonuca ulaşabilmek için belirleyici olan asıl unsur hastanın klinik bulguları ve hastayı değerlendiren hekimin bu konudaki tecrübesidir. Biz kliniğimizde her zaman olduğu gibi laboratuvar testlerinden önce hastalarımızı klinik tablolarını göz önüne alarak değerlendirmekteyiz.

Metilasyon döngüsünü bozan faktörler nelerdir?

Pek çok faktör metil dengesinin bozulmasına yol açabilir. Bu faktörleri temel olarak 4 başlık altında inceleyebiliriz. Aşağıda sıraladığımız faktörlerin her birisi metil döngüsünü olumsuz yönde etkileme potansiyeline sahip olsa bile pratik uygulamalarımızda bu faktörlerin birçoğunun bir araya gelerek metilasyon döngüsünü bozduğunu görmekteyiz.   

1- Metilasyon kapasitesini azaltan genetik mutasyonlar.

2- Metilasyon döngüsünde koenzim olarak rol alan vitamin, mineral vs. unsurların eksiklikleri ve beslenme yanlışları.

3- Metilasyon döngüsünü durduran veya bozan ilaçlar (Metotreksat, niacin, metformin, epilepsi ilaçları, doğum kontrol hapları vs.)

4- Metilasyon ihtiyacını artıran ve/veya fazla miktarda metil tüketimine sebep olarak dolaylı yoldan metil eksikliğine sebep olan durumlar.   

Şimdi bu faktörleri biraz daha ayrıntılı olarak ele alalım.

1- METİLASYONU ETKİLEYEN GENETİK MUTASYONLAR: MTHFR geninde ortaya çıkan noktasal mutasyonlar toplumda en sık görülen mutasyonlardandır. MTHFR mutasyonunun yanı sıra BHMT (Betain Homosistein Metil Transferaz), CBS (Sistatiyonin Beta Sentaz ), COMT (Katekol-O-Metil Transferaz), VDR (Vitamin D Reseptör), MAO-A (Mono Amino  Oksidaz-A), ACAT1-02 (Asetil Koenzim-A Asetil Transferaz), MTR (Metiyonin Sentaz Reduktaz) genlerindeki mutasyonlar da metilasyon üzerinde  etkisi olan mutasyonlara örnek olarak verilebilir.

Bu genlerinde mutasyonları olan kişiler, eğer sağlıklı bir yaşam sürdürüyorlarsa, vücudun ihtiyaç duyduğu metil ve bununla bağlantılı olan bütün biyokimyasal süreçler yine de yeterli bir şekilde yürütülebilmektedir. Ancak metil ihtiyacının arttığı durumlarda ve/veya metilasyonu inhibe eden ilaç kullanımında, zaten yavaş çalışan sistem artan ihtiyacı karşılayamaz hale geldiğinde bu hastalar sorun yaşamaya başlarlar.

2- VİTAMİN VE MİNERAL EKSİKLİKLERİ: Metilasyon döngüsünde etkili olan en önemli iki besin öğesi vitamin B12 ve folattır.  Bunun yanında metiyonin, sistein, taurin, DHA, çinko, magnezyum, potasyum, riboflavin, niasin, piridoksin, betain, kolin ve kükürt gibi diğer vitamin, mineral ve aminoasitlere de ihtiyaç vardır. Bu besin unsurlarının yetersizliği metilasyon döngüsünü bozabilir (6).  Beslenme yanlışları ve sindirimi bozan durumlar da metilasyonda rolü olan elzem besin unsurlarının eksikliğine yol açabilmektedir. Şimdi bunları biraz daha detaylandırarak ele alalım.

- Beslenme yanlışları: Yeterli miktarda sağlıklı yağ ve protein yenilmemesi ve aşırı karbonhidrat ve basit şeker tüketimi insülin direncine ve kronik enflamasyona yol açarak metil ihtiyacında artışa sebep olabilmektedir. İnsülin yalnızca glikozun değil aynı zamanda magnezyum, potasyum gibi minerallerin ve aminoasitlerin de hücre içine girişini sağlayan anabolik bir hormondur. Metilasyonun sağlıklı sürdürülebilmesi için koenzim görevini gören bu besin öğelerine hücre içinde ihtiyaç vardır. İnsülin direncinde reseptör duyarsızlığı ortaya çıkar ve insülin hormonu normal fonksiyonlarını yerine getiremez. Hücre içinde bulunması gereken bu elzem besin unsurları insülinin etkisizliğinden dolayı hücre içine giremezse metilasyonun bozulması kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Vejeteryan ve veganlarda bazı aminoasitlerin ve B12 vitamininin eksikliğini sık olarak görmekteyiz. Bu besin öğeleri metilasyonun önemli unsurlarıdır. Eksikliklerinde metilasyonun bozulması kaçınılmazdır.

- Sindirimi bozan durumlar: Sindirim yetersizlikleri de vitamin ve mineral emilimini bozarak metil eksikliğine yol açabilmektedir.  Mide asit eksikliği, pankreas ve safra salgılarını bozan sebepler, SIBO, gluten, lektin, kazein vs. içeren gıdalara karşı olan intoleranslar sindirim işlevini bozar ve vitamin, mineral emilimini olumsuz yönde etkiler. Metilasyonda birçok vitamin ve mineralin koenzim olarak görev aldığını daha önce de söylemiştik. Bu unsurların eksikliği metilasyonu önemli oranda olumsuz yönde etkileyebilmektedir. 

3- METİLASYONU BOZAN İLAÇLAR: Metilasyon sürecini değişik kademelerde bozan ve yavaşlatan ilaçlardan da kısaca bahsetmemiz gerekiyor. Şimdi bunlardan en önemlilerini biraz daha ayrıntılı olarak ele alalım.

- Metotreksat (Methotrexate): Metilasyon döngüsünü ciddi olarak bozan ilaçların başında metotreksat gelmektedir. Ana akım tıp ekolü metotreksatı kanser tedavisinde ve immün sistem hastalıklarında antineoplastik ve immünsupressif (bağışıklık sistemini baskılayıcı) olarak kullanılmasını önermektedir. Bu ilaç metilasyon döngüsünde rol alan önemli enzimleri bloke ederek metilasyon döngüsünü adeta felç eder. Ayrıca DNA’nın yapımını da doğrudan bozar (antineoplastik etki). Vücut için çok önemli bir biyokimyasal işlem olan metilasyonu kökünden durduran bir ilacın tedavi seçeneği olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir. Özellikle bağışıklık sistemi hastalıklarında (otoimmün hastalıklar) metotreksat kullanımı ise yangına benzin dökmekten farklı bir davranış değildir. Otoimmün hastalıklarda zaten metilasyon ihtiyacı artmaktadır. Buna rağmen metilasyonu ciddi olarak engelleyen bir ilacın bu hastalıklarda kullanılmasını biz kesinlikle kabul etmiyoruz.

- Metformin: İnsülin direnci ve Tip-2 diyabet hastalığında yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır (glifor, glukophage, avandamet, diaformin, matofin vs). Metformin metilasyon döngüsünü bozan, doku asidozuna ve enflamasyona sebep olan bir ilaçtır. Metformin nasıl kronik enflamasyon yaratır, şimdi kısaca bunu açıklayalım? Enflamasyon yaratan en önemli vücut kimyasallarından birisi histamindir. Fazla histamini yok eden enzim ise DAO (diamin oksidaz) enzimidir. Metformin hem enzim seviyesinde, hem de gen seviyesinde DAO enziminin çalışmasını yavaşlatır. Enzimin yavaşlaması histamin birikimine ve buna bağlı olarak da enflamasyona yol açar.

Tip-2 diyabet ve/veya insülin direnci de vücutta kronik enflamasyon yaratır.  Hal böyle iken hem metilasyonu baskılayan, hem de enflamasyonu tetikleyen bir ilacın kronik enflamasyonla seyreden diyabet ve insülin direnci gibi hastalıkların tedavisinde kullanılması ne yaman bir çelişkidir? İnsülin direncinde ve Tip-2 diyabette bilinçli bir beslenme planlaması ve olumsuz yaşam koşullarına dair yapılacak düzenlemelerin ilaçsız bir tedavi için yeterli olduğunu bilmenizi isteriz.

- Niasin: “B3 vitamini” veya “nikotinik asit” olarak da bilinen niasin, metiyonin döngüsünü yavaşlatır, adeta bir fren gibi etki gösterir. Niasin bu özelliğinden dolayı metilasyon döngüsü üzerinde dengeleyici bir rol oynamaktadır. Başka bir sebepten dolayı veya bilinçsizce yüksek doz niasin kullanıldığında metilasyonun yavaşlaması sorun yaratabilmektedir. Niacin kan lipitlerini ve kolesterolü düşürmek için bazı hekimler tarafından tercih edilen ve kullanılan bir ilaçtır. Özellikle hiperlipidemi tedavisinde birinci sırada yer alan ilaçlardan bir tanesidir. Bu ilacın yaygın görülen yan etkilerine baktığımızda bu yan etkilerin neredeyse tamamına yakınının metilasyonun bozulması sonucunda ortaya çıktığını görebiliriz. Örneğin niasinin önemli yan etkilerinden olan ciltte alerjik döküntüler ve ülser bulgularının alevlenmesi metilasyonun bozulmasına bağlı olarak vücutta histaminin artması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Histamin hem alerjik cilt döküntülerine hem de mide şikayetlerine sebep olabilen bir vücut kimyasalıdır. Niasinin önemli yan etkilerinden bir diğeri de depresyona olan eğilimi artırmasıdır. Konunun daha önceki kısımlarında serotonin sentezi için metilasyonun önemini vurgulamıştık. Niasin metilasyonu yavaşlatınca serotonin seviyesinde düşme olmakta ve bu mekanizma üzerinden de depresyona meyil artabilmektedir. Niasinin sık görülen bir diğer yan etkisi ise ortostatik hipotansiyondur. Dopamin, adrenalin ve noradrenalin sentezinde metilasyonun çok önemli bir rol oynadığını ifade etmiştik (Bakınız biopterin döngüsü). Metilasyonun yavaşlaması tansiyon dengesi üzerinde etkisi olan (sempatomimetik) hormonların dengesini de bozabilmektedir. Bu örnekler dışında niasine bağlı olarak ortaya çıkan daha pek çok sorun olabilmektedir.

Bize göre niasin tedavide yalnızca tek bir amaç için kullanıldığında fayda sağlamaktadır. O da metilin çok yükseldiği “over metilasyon” dediğimiz durumdur. Metili çok yükselmiş olan hastalarda metil seviyesini düşürmek için niasini bir antidot olarak kullanmaktayız. Bunun dışındaki herhangi bir hastalıkta yüksek doz niasinin kullanılmasını metilasyon döngüsünü yavaşlattığı için önermiyoruz.  Yeri gelmişten burada önemli başka bir detayı daha vurgulamak isteriz. Detoks amacıyla yaygın olarak kullanılan spirulina da niasin içeriği açısından zengin bir supplementtir.   

- Green coffee bean extract (yeşil kahve çekirdeği): Zayıflama amacıyla kullanılan besin takviyelerinin metil ihtiyacını artırarak metilasyona zarar verdiğine dair yayınlar vardır. Katekol içeriği açısından çok zengin olan yeşil kahve çekirdeği özü de metilasyon yolundaki maddeleri hızlı bir şekilde kullanarak metilasyonu olumsuz yönde etkiler.  

- Metilasyonu olumsuz etkileyen diğer ilaçlar: Anti asitler, proton pompa inhibitörleri (PPI), kortikosteroidler, östrojen içeren ilaçlar (doğum kontrol hapları), valproik asit (Depakin), karbamazepin (Tegretol), kolestramine (kolesterol ilacı) ve birçok antibiyotik de metilasyon döngüsünü bozarak metil dengesini olumsuz yönde etkiler. Yalnız burada özellikle şunu vurgulamamız gerekiyor: Yazımızı okuduktan sonra epilepsi ilacı kullanan takipçilerimizin ilaçlarını bırakmalarını kesinlikle önermeyiz. Böyle bir durum söz konusu ise doktorunuzdan yardım almanız gerekmektedir.

4- METİLİ TÜKETEREK İHTİYACI ARTTIRAN DURUMLAR:

- Bağırsak flora bozukluğu (disbiyozis): Bağırsak florasındaki bakteri türleri metilasyonu doğrudan etkileyebilir. Bazı bifidobakteri türleri folat sentezler, bazı laktobasillus türleri ise folatı tüketirler. Dolayısıyla disbiyozis hangi türlerin baskın olduğuna bağlı olarak metilasyon azlığına (hipometilasyon / under methylation) yol açabilir. Ayrıca katkılı gıdalar ve unlu şekerli besinler de bağırsak florasının bozulmasına ve bağırsak geçirgenliğine yol açarak başka bir yoldan immün sistemi uyarır ve kronik enflamasyona yol açabilir. Metilasyon sorunu yaşayan hastalarda bağırsak florasını düzenlemeye yönelik önlemler alındığında metilasyon dengesi yeniden kurulabilmektedir.  

- Histamin içeren gıdalar: Vücutta histamin seviyesinin kronik olarak yüksek seyretmesi birçok vücut fonksiyonunu olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Yukarıdaki tabloyu dikkatlice incelediğinizde birbiriyle bağlantısı yokmuş gibi düşünülen birçok şikayet ve bulgunun yüksek histamin seviyesiyle bağlantılı olabileceğini görebilirsiniz.  Birçok gıda yüksek oranda histamin içermektedir.  Bunların aşırı miktarda yenilmesi, metil tüketimini artırarak metilasyon dengesini bozabilir. Histamini hücre içinde parçalayarak etkisiz hale getiren Histamin N-Metil Transferaz enzimi (HNMT) adından da anlaşılacağı gibi metile bağımlı bir enzimdir. Histamini parçalayarak yok eden bir diğer enzim de büyük kısmı bağırsaklarda bulunan DAO enzimidir. Yüksek histamin, yüksek metil tüketimi demektir.

Yüksek histamin içeren gıdaların arasında ilk sırada fermente ürünler gelmektedir. Son yıllarda bağırsak florasının desteklenmesine yönelik olarak fermente gıdaların bolca yenilmesi tavsiye edilmektedir. Bu gıdaların belli ölçülerde yenilmesi probiyotik desteği olması açısından faydalı olmasına rağmen fermente gıdaların aşırı tüketimi bu tür gıdaların içeriğindeki yüksek histamin sebebiyle metil tüketimini artırarak göreceli bir metil eksikliğine yol açabilmektedir. Aslında histamin intoleransı dediğimiz klinik tablo da dolaylı olarak bir metilasyon sorunudur. Yine histamin içeriği yüksek olan stok kemik suları, bekletilmiş gıdalar, sosis, salam, sucuk gibi şarküteri ürünleri, şarap vs. gibi birçok gıdanın da metil tüketimini artırdığını bilmenizi isteriz. Konu hakkında daha detaylı bilgiyi “Histamin İntoleransı” başlıklı yazımızda bulabilirsiniz. Yazının linki makalenin sonunda yer almaktadır. 

- Uzamış ve/veya kronikleşmiş stres ve anksiyete: Stresle ilişkili hormonların yapımı ve yıkımı metil ihtiyacını önemli oranda artırır. Metilasyon döngüsünü şematize ettiğimiz resimlere tekrar bakarsanız 3 numaralı biopterin döngüsünde birçok hormon ve mediyatörün yapımında metilasyonun önemli bir rol oynadığını görebilirsiniz. Yine biopterin döngüsüyle bağlantılı çalışan üre döngüsünün aksaması da amonyak seviyesinin yükselmesine sebep olarak “beyin sisi” olarak ifade ettiğimiz mental sıkıntılara ve başka birçok soruna daha yol açabilmektedir.

- Otoimmun hastalıklar: Otoimmün hastalıklar kronik enflamasyon zemininde ortaya çıktığı için bu hastalıkların tamamında metil tüketimi önemli oranda artmaktadır. Aşağıda sıraladığımız otoimmün hastalıklarda metil eksikliğine bağlı sorunlar da sıklıkla hastalık tablosuna eşlik edebilmektedir. (Crohn hastalığı, ülseratif kolit, çölyak hastalığı, Hashimoto tiroiditi , Graves hastalığı , Tip 1 Diyabet, otoimmün atrofik gastrit, Addison hastalığı, primer biliyer siroz, kronik aktif hepatit, membranöz glomerulonefrit, otoimmün hemolitik anemi, pernisiyöz anemi, otoimmün trombositopeni, multipl skleroz, myastenia gravis, psöriazis, Good-Pasture sendromu, otoimmün orşit, SLE (Sistemik Lupus Eritematozus), romatoid artrit, Sjögren sendromu, polimiyozit, dermatomiyozit, Reiter sendromu, skleroderma, iltihabi miyopati, sistemik sklerozis, poliarteritis nodoza vb)

- Alkol ve sigara kullanımı: Alkol folat seviyesini düşürerek ve metiyonin sentaz (MS) enzimini inhibe ederek metilasyonu bozar. Vücudun en kıymetli antioksidanlarından olan glutatyonun rezervleri de süratle tüketilir. Alkol sonrası ertesi gün baş ağrısı, bitkinlik, enerji düşüklüğü gibi şikayetlerin vücuttaki metilin ve antioksidanların tüketilmesiyle yakından ilişkisi vardır. Sigara kullanımı da metil ihtiyacını artırır.

- Çevresel toksinler: Östrojen yüksekliği, xenobiotikler (östrojen benzeri kimyasallar), ağır metaller, ayrıca havada, suda, yiyeceklerde, kozmetiklerde ve her türlü kişisel eşyada bulunabilen kimyasallar ve toksinler metil ihtiyacını artırır.

- Hareketsiz yaşam: Düzenli egzersiz yapmayan insanlarda metilasyon sorunları daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Egzersizin BHMT geninin ekspresyonunu arttırdığı ve homosistein yüksekliğini azaltabileceği gösterilmiştir (8). 2014 yılında yayınlanan bir başka çalışmada, günlük düzenli fiziksel aktivite yapan kişilerin homosistein seviyelerinde düşme olduğu tespit edilmiştir. Düzenli egzersiz yapmayan kişilerin ise seyrek olarak egzersiz yapmaları durumunda homosistein değerlerinde düşme değil tam tersine yükselme olduğu belirtilmektedir .

- Kronik enfeksiyonlar: Birçok kronik bakteriyel ve viral enfeksiyon enflamasyona sebep olarak vücudun metil ihtiyacını artırır (Ör: Lyme hastalığı, tüberküloz, viral hepatitler vs) 

Peki, metilasyon sorununa tedavi yaklaşımı nasıl olmalıdır? 

Günümüzde metil-folat, metil-cobalamin (metil-B12), SAMe gibi ilaçlar metilasyon sorunu olan hastalarda metil eksikliğini tamamlamak amacıyla kullanılmaktadır (metil donörü/metil vericisi). Bu ilaçlar tamamen masum değildir ve el yordamıyla, bilinçsizce kullanılması durumunda ciddi sorunlara yol açabilmektedir (Metil taşması / Over metilasyon). Metil içeren preparatları kullanmadan önce metil eksikliğinin kesin olarak teyit edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak isteriz.

Metil-folat, metil-cobalamin ve SAMe içeren ilaçların son dönemlerde bilinçsizce ve el yordamıyla kullanımının arttığını gözlemlemekteyiz. Son aylarda kliniğimize over metilasyon bulgularıyla başvuran hasta sayısındaki artış dikkat çekicidir. Sosyal ağlardaki bazı gruplarda metil-cobalamin formunda olan B12 takviyelerinin kullanılmasının daha faydalı olduğuna dair bilinçsiz yönlendirmeler olduğunu hastalarımızdan duyuyoruz. Sosyal ağlarda hekim olmayan kişilerin metil takviyesi önerisinin yanı sıra maalesef bazı meslektaşlarımızın da bilinçsizce yaptığı metil takviyeleri hastalarda ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Gen mutasyonu için yapılan genetik testlerin ucuzlaması ve giderek daha kolay yapılabilir hale gelmesi de metil içeren ilaçların kontrolsüzce kullanımına sebep olmaktadır. Aslında Dünya’da da durum çok farklı değildir. Bu ilaçların kullanımı ülkemizde olduğu gibi diğer ülkelerde de yaygınlaşmıştır. Ancak şunu bir kere daha vurgulayalım: Metil grubu içeren ilaçların gereksiz ve kontrolsüz bir şekilde kullanımı fayda sağlamak yerine sağlığı bozabilmektedir.

Metilasyonda rolü olan herhangi bir gende mutasyon tespit edilmesi bu kişilerin mutlak bir şekilde metil ihtiyacı olduğu anlamına gelemeyeceğini daha önce de söylemiştik. Klinik tecrübelerimiz sonucunda ulaştığımız noktada şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Uzun süreli ve yüksek doz metil takviyesi yarar yerine zarar verebilmektedir. Metilin eksikliği kadar fazlalığı da sorun yaratmaktadır. Metil eksikliği (hipometilasyon / under-metilasyon) birçok farklı problemle ilişkiliyken, metil fazlalığı da (hipermetilasyon / over-metilasyon) aynı derecede pek çok probleme yol açabilmektedir. İdeal olan metilasyonun dengede olmasıdır. Aşağıdaki tabloda metilasyon fazlalığında ve metilasyon eksikliğinde ortaya çıkabilen şikayet ve bulguları sıraladık. Bazı şikayetlerin hem metil eksikliğinde, hem de metil fazlalığında görülüyor olması sanırım sizin de dikkatinizi çekecektir. Bunda şaşıracak birşey yok. Metil fazlalığı metilasyonda görev alan bazı enzimleri yavaşlatır ve sanki metil eksikliği varmış gibi bulgulara yol açabilir.   

Vejeteryanlarda ve B12 emilimi bozuk olan yaşlılarda folat ve B12 vitamini arasındaki denge bozulduğunda bu durumun da zararlı etkilerinin olduğu görülmüştür (10). Metil-folat normal düzeylerde iken birçok enzimi aktive ederek metilasyonu desteklerken normalin üzerindeki artışının ise bu kez aynı enzimleri inhibe ederek metilasyonu engellediği bilinmektedir. Hayvanlarda yapılan bir çalışmada hem folat eksikliğinin hem de aşırı takviyenin DNA hasarına neden olduğu gösterilmiştir. B12 eksikliği olan yaşlı erişkinlerde aşırı folat alımının sinir hasarına yol açtığı ifade edilmektedir. Kadınlarda menopoz sonrasında folik asit metabolizması yavaşlayabilmektedir. Plazmada folik asit değerlerinin artması bağışıklıkla ilgili (natural killer) hücre aktivitesini azaltmakta ve toksik etkiye yol açabilmektedir. Aşırı folik asit desteğinin çocuklarda otizm için bir risk faktörü olabileceğini belirten yayınlar da vardır. Bu çalışmalar da göz önüne alındığında metil takviyelerinin el yordamıyla kullanılmasının doğru olmadığını bilmenizi isteriz. 

Peki, tedavi nasıl yönetilmelidir? 

Metilasyon sorunu yaşayan hastalarda ilk olarak metil ihtiyacını artıran faktörler tespit edilmeli ve öncelikle bunlara yönelik olan tedbirler alınmalıdır. Ancak yine de bazı vakalarda metil eksikliğinin yarattığı enflamasyonu düzeltebilmek ve içine girilen kısır döngüden hızlı bir şekilde çıkabilmek için metil desteği (metil folat veya metilcobalamin) gerekli olabilmektedir. Bu takviye sürecinde hasta yakın takip altında tutulmalı ve metil taşmasına fırsat verilmemelidir. Hastaların klinik durumunun iyileşmesiyle birlikte metil ihtiyacının giderek azalacağı da göz önüne alınmalı ve over-metilasyon bulguları ortaya çıkmadan önce zamanında doz azaltma ve ilacı kesme yoluna gidilmelidir.

Kliniğimizin özel ilgi alanının kronik ve kompleks hastalıklar olduğunu birçok takipçimiz artık biliyor. Metilasyonla ilgili sorunlar birçok kronik hastalığın etyolojisinde rol oynadığı için biz de hastalarımızda bu sorunla sıklıkla karşılaşmaktayız. Kliniğimize her ne sebeple gelmiş olursa olsun hastalarımızı tetkik ederken folat, vitamin B12, homosistein, serum ve idrarda metil malonik asit testlerini de mutlaka yapmaya dikkat ediyoruz. Bu tetkikler neticesinde gerek gördüğümüz vakalarda genetik analizlerler de (MTHFR vs.) yaptırıyoruz. Laboratuvar tetkiklerini değerlendirirken öncelikle hastalarımızın klinik tablolarını göz önüne alıyoruz.  Kesin kriterlere göre eğer hastamızın metil ihtiyacı varsa dozu ve kullanım süresi belirlendikten sonra metil içeren ilaçları tedaviye eklediğimiz hastalarımızı yakın takibe alıyoruz. Hastalarımızı hipometilasyon (undermetilasyon) ve hipermetilasyon (overmetilasyon) bulguları konusunda uyarıyor ve bu konuda gerekli eğitimleri veriyoruz. Tedavi süresince hastalarımızı belirli periyotlarla yeniden görüp her defasında metil düzeyi açısından değerlendiriyor ve ilaç dozlarını klinik durumlarına göre yeniden düzenlemeye özellikle dikkat ediyoruz.  

Son olarak şunu da altını çizerek tekrar vurgulamak isteriz: Genlerinde mutasyonu olmamasına rağmen metilasyon sorunu yaşayan hasta sayısı da azımsanamayacak oranlardadır.

22.Mayıs.2018

 

KONU İLE İLGİLİ ÖNERİLEN DİĞER YAZILARIMIZ İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERE TIKLAYINIZ: 

1- Bazı Hastalıklarınızın Gizli Sebebi Gen Mutasyonu Olabilir (MTHFR)

2- Histamin İntoleransı Geçmeyen Bazı Şikayetlerinizin Altındaki Gizli Sebep Olabilir

3- Otoimmun Bir Hastalığı Düşündüren Şikayetler Nelerdir?

4- Homosistein Yüksekliği - Sıklıkla Gözden Kaçan Önemli Bir Bulgu

5- Vitamin B12 Eksikliği: Ciddi Zararları Olan Sessiz Salgın

6- Enflamasyon Nedir?

Yasal uyarı: Bu makale özgün bir yazı olup telif hakkı yazarlara aittir. Kopyalanarak başka mecralarda kullanılması durumunda hukuki yollara başvurulacaktır. Kopyalanmadan sayfamıza link verilebilir.

 

 

 

Bizi takip edin
Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için , e-posta adresinizi
yazarak web sitemize ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
İLETİŞİM
  • Tunus Caddesi Tokgözoğlu Apt. 63/2 Kavaklıdere / ANKARA
  • +90 (312) 426 11 81
    +90 530 305 14 22
  • balimklinik@yahoo.com
Web sitemizdeki yazılar bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Tedavi yerine geçmez. İnternetteki bilgilere dayanılarak yapılan bilinçsiz uygulamalar ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Lütfen tedavinizin yönetilmesi için bir hekime başvurunuz.
Web Tasarım Teknobay.